Yangını Gören Var, Kibriti Soran Yok!
Ekonomi hep hasta,
Eğitim sürekli yorgun,
Gençler ise daimî işsiz.
Terör ve terörist memleketin baş belası.
Şehirler deprem korkusuyla kardeş olmuş;
Tehlike yokmuş gibi uyuyor.
Tarlalarda çiftçi ise bir kuraklıkla, donla, bir ürün fazlalığıyla, bazen kotalarla ama her daim maliyet kıskacıyla sınanıyor.
Televizyonda birileri bolca konuşuyor:
fon, ponzi, fonzi, enflasyon, terör, siyaset, eğitim, deprem…
Biri "Uçuyoruz!" diyor, biri "Batıyoruz!" Biri “dış güçler” diyor…
Herkes kendi evindeki yangını söylüyor
ama kimse bu yangının nasıl çıktığını söylemiyor.
Yangın için üç şey gerekir: yanıcı madde, oksijen ve kibrit...
İşte o tutuşturucu kibritin adaletsizlik olduğu unutuluyor.
Felsefede iki temel yaklaşım bulunur: parçadan bütüne gitmek ve bütünden parçaya gitmek. Benim şahsi kanaatim şu ki bizler çoğu zaman parçadan bütüne gidecek şekilde düşünüyoruz.
Bu yüzden meseleleri bir bütün olarak görme alışkanlığımız yok.
Ekonomi ayrı, eğitim ayrı, işsizlik ayrı, doğal afetler ayrı, adalet ayrı…
Oysa gerçek hayat böyle mi?
Toplum makine değil; yaşayan bir organizmadır.
Beyin yorulursa ayaklar da tökezler.
Türkiye'nin büyük meseleleri de böyledir; bir zincirin halkaları gibi…
Domino Etkisi
Mesela adalet duygusu zayıfladığında ilk darbeyi ekonomi alır.
Yatırımcı ürkek kuş gibidir; ürktüğü an uzun vadeli yatırım gelmez.
Yerli sermaye güvenli liman arar, yabancı sermaye başka ülkelere yönelir.
Sonra fabrikalar açılmaz, yeni iş alanları oluşmaz, işsizlik yükselir ve ekonomi yavaşlar.
Ardından gençler geleceklerini yurt dışında aramaya başlar: doktor gider, mühendis gider, akademisyen gider, yazılımcı gider. Yani ülkenin beyin takımı gider.
Ekonomi bozulduğunda sıra eğitime gelir.
Hayat pahalılığı önce mutfağı vurur, sonra okul çantasını…
Devlet de aynı sıkışmayı yaşar; bütçeler daralır, eğitimde fırsat eşitsizliği büyür.
Eğitim bozulduğunda işsizlik de büyür. Çünkü çağ değişmiştir. İstihdam alanı olmayan bölümlere hâlâ öğrenci kaydedilmeye devam ediliyorsa, bu sonuç kaçınılmazdır.
Bolca diploma vardır ama meslek yoktur; üniversite vardır ama yetkinlik ve uygulamalı eğitim yoktur.
İşsizlik sadece gelir kaybı da değildir; toplumun ruh hâli de bozulur. Bir işe yaramama duygusu kökleşir. Gelecek duygusu aşınır, öfke büyür, güvensizlik yayılır ve suç oranları artar.
Mahkemelerin yükü arttıkça adalet sistemi daha da zorlanır ve döngü yeniden başladığı yere döner.
Aynı şekilde her 3-5 senede bir yaşadığımız doğal afetleri felakete dönüştüren; plansızlık, denetimsizlik, liyakatsizlik ve rant hırsıdır.
İşletim Sistemi Çökerse…
Türkiye'nin asıl meselesi ekonomi mi, eğitim mi, işsizlik mi, doğal afetler mi?
Yoksa temel bir mesele adalet mi?
Kibriti görmezden gelerek yangını söndüremezsiniz.