İMAR DEĞİŞİKLİKLERİ PARA BASMA MAKİNESİ
Bir tarlayı düşünün. Dün tarım arazisi, bugün “ticaret + konut alanı.”
Bir kalemde değeri on kat artıyor.
Fabrika yok, üretim yok, ihracat yok ama servet oluşuyor.
İşte buna “imar rantı” diyoruz.
Yerel siyasetin ortak dili budur.
Partiler değişir, başkanlar değişir, sloganlar değişir ama rant sistemi değişmez. Çünkü şehirlerin bir görünen bir de görünmeyen, her akçeli işin arkasında olan sermaye-çıkar gruplarının olduğu her zaman iddia edilir oldu son zamanlarda.
İmar-rant meselesi daimi bir ekonomik düzen haline dönüşmüş mü irdeleyeli bakalım:
MERSİN’DE DE AYNI, ANTALYA’DA DA… BAŞKA YERDE DE…
Mersin son 30-40 yılda inanılmaz bir imar baskısı yaşadı. Mezitli, Yenişehir, Erdemli sahil hattındaki emsal artışlarıyla tarla fiyatları bir gecede katlandı. Limon bahçeleri rezidans bölgesi oldu.
Kim kazandı? Müteahhit, arsa sahibi, siyasi bağlantılı çevreler.
Peki şehir ne kazandı?
Daralan yollar, boğulan trafik, azalan yeşil alan, çöken altyapı.
Aynı tablo Antalya’da da geçerli.
Konyaaltı, Lara, Kepez hattında turizm ve yabancıya konut satışıyla oluşan rant ekonomisi yıllardır tartışılıyor.
Ama meclislerde en sert tartışmalar su parası, afiş veya konser bütçesinde yaşanıyor.
İmar maddelerinde ise kahir ekseriyet sessiz bir uzlaşı var.
Çünkü rantın partisi, yoktur.
BUGÜN BANA, YARIN SANA…
Yerel siyasette görünmeyen bir kültür oluştu: Belediye meclislerinde farklı partilerden üyeler ekran önünde birbirine bağırırken, imar komisyonlarında aynı dosyalara birlikte çoğunlukla mutabakatla imza atabiyorlar.
Neden?
Çünkü meclis üyelerinin önemli kısmı doğrudan-dolaylı inşaat sektörüyle bağlantılı: Müteahhit, harita mühendisi, mimar, emlak yatırımcısı…
Ayrıca, Vatandaşında talebi de bu yönde; siyasetçinin görevi de vatandaşın talebini karşılamak yani Siyaset, beton ekonomisi ve rant iç içe geçmiş durumda.
Bu yüzden parsel bazlı plan değişiklikleri, emsal artışları, kat yükseklikleri, ticaret alanı dönüşümleri partiler üstü bir uzlaşıyla geçebiliyor. Asıl sert muhalefet ise kamuoyunda daha görünür başlıklarda yapılıyor.
Çünkü halk teknik imar dosyasını takip etmiyor; bir afiş krizini, bir konser tartışmasını, bir slogan kavgasını saatlerce konuşuyor. İmar değişiklileri nedense kamuoyu gündemi olmuyor.
OLAN MERSİN’E OLUYOR
Bugün deprem riski artıyor, yeşil alan azalıyor, trafik kilitleniyor, altyapı yetişmiyor, kiralar uçuyor. Ama aynı anda gökdelenler yükselmeye devam ediyor. Çünkü şehir artık yaşanacak yer değil; finansal araç gibi görülüyor.
Tarlalar, plan değişikliği ihtimaliyle fiyatlanıyor. İşte en büyük çürüme de burada başlıyor.
EN ACI TARAFI
Bu düzen sadece siyasetçinin suçu değil. Toplumun önemli kısmı hâlâ şu hayalin peşinde: “Belki bir gün benim tarlam da imara açılır…”
İnsanlar sistemi değiştirmek istemiyor; bir gün o sistemden pay almak istiyor. İşte bu yüzden gerçek bir toplumsal itiraz oluşmuyor.
Çünkü herkes biraz mağdur, biraz da umutlu rant ortağı.
Ama unutulan bir şey var: Beton yükselirken şehir küçülüyor. Rant büyürken yaşam kalitesi düşüyor. Bu çarpık düzen, yakın gelecekte herkesten intikamını sessizce alır. Bir gün trafik olur çıkar karşına, bir gün sel, bir gün deprem, bir gün nefes alamadığın beton yığını şehir…
İşte o gün herkes aynı cümleyi kurar: “Bu güzelim Mersin ne ara bu hale geldi?”
Cevabıysa basit: Bugün bana… Yarın sana… Dediğin gün.