Çocuğun duygusal gelişiminde insanın yerini teknoloji ne ölçüde doldurabilir?
Bir çocuğun sorusuna her zaman cevap verebiliriz. Peki, onun duygusunu gerçekten anlayabilir miyiz?
Teknoloji hayatımızın her alanına girdi.
Çocuklarımız büyürken ekranların arasında yetişiyor, merak ettiklerinde arama motorlarına soruyor, ödevlerini yapay zekâya hazırlatıyor, sıkıldıklarında dijital dünyaya sığınıyor.
Yapay zekâ artık çocuğun karşısında sabırla duran, sorularına cevap veren, istediği zaman konuşabilen bir araç haline geliyor.
Burada hepimizin kendimize sorması gereken çok önemli bir soru var:
Çocuğumuz teknolojiyle büyürken, insan ilişkilerinden uzaklaşıyor mu?
Çünkü bir çocuğun gelişimi yalnızca bilgiyle olmaz. Çocuk, annesinin ses tonundan sevgiyi öğrenir.
Babasının omzuna yaslanarak güveni öğrenir.
Arkadaşıyla paylaşmayı, özür dilemeyi ve affetmeyi öğrenir.
Bir büyüğünün yüzündeki kaygıyı görerek başkasının duygusunu fark etmeyi öğrenir.
Kardeşiyle tartışarak sınırları öğrenir.
Bazen de hiçbir şey söylenmeden, yalnızca bir insanın yanında oturarak anlaşılmanın ne demek olduğunu öğrenir.
Yapay zekâ bunların birçoğunu taklit edebilir. Ama taklit etmek ile yaşamak aynı şey değildir.
Bugünün çocuklarının bilgiye ulaşmakta geçmiş kuşaklardan çok daha büyük imkânları var.
Fakat bilgi ile duygusal olgunluk aynı şey değildir.
Bir çocuk matematik problemini çözebilir ama arkadaşının neden üzüldüğünü anlayamayabilir.
Binlerce kelime bilebilir ama “özür dilemenin” neden önemli olduğunu yaşayarak öğrenmemiş olabilir.
Yapay zekâ ona “üzülme” diyebilir.Ama gerçek hayatta bir annenin çocuğuna sarılması, bir babanın elini omzuna koyması, bir öğretmenin gözlerinin içine bakarak “Ben seni anlıyorum” demesi bambaşka bir şeydir.
Çünkü çocuk yalnızca cevap aramaz.Çocuk görülmek ister.Duyulmak ister.Sevilmek ister.Kabul edilmek ister.
Ve en önemlisi, bir başkasının hayatında gerçekten değerli olduğunu hissetmek ister.
Burada yapay zekâyı düşman ilan etmek kolaydır.
Oysa mesele teknoloji değildir.
Mesele, teknolojinin çocuğun hayatında hangi boşluğu doldurduğudur.
Anne-baba çocukla konuşmak yerine telefonu çocuğun eline veriyorsa…
Çocuk soru sorduğunda onunla sohbet etmek yerine “Yapay zekâya sor” diyorsa..
Çocuk üzüldüğünde onun yanında oturmak yerine ekran açıyorsa..
Çocuk yalnız kaldığında onunla zaman geçirmek yerine dijital bir arkadaş sunuyorsa.
O zaman sorun yapay zekânın varlığı değil, insanın yokluğudur.!
Belki de geleceğin en büyük sorusu şu olacak..
Çocuklarımızı teknolojiye mi teslim ediyoruz, yoksa kendi ilgisizliğimizi teknolojiyle mi örtüyoruz?