Mersin’in sokaklarında dolaşırken ekonomiyi anlamak için her zaman istatistiklere bakmaya gerek yok.
Pazara bakın…Bakkala bakın…Esnafa bakın. Boş dükkanlara bakın.. Kapanmış kepenklere bakın..Emeklinin alışveriş sepetine bakın…Çalışanın ay sonuna bakın.
Orada gerçek hayatı görürsünüz ve belki de en acı gerçek şu…
İnsanların çoğu artık daha fazla şey istemiyor. Sadece kazandığı parayla biraz daha huzurlu yaşamak istiyor.
Ay sonunu korkuyla beklemek istemiyor.Çocuğunun ihtiyacını karşılarken kendi ihtiyacından vazgeçmek istemiyor…Emekliliğinde kimseye yük olmak istemiyor…Esnaf dükkânını açarken “bugün siftah yapabilecek miyim?” diye düşünmek istemiyor.
Kısacası insanlar zenginlikten önce insanca yaşamayı istiyor.
O yüzden artık sadece vatandaşın ayağını yorgana göre uzatmasını konuşmayalım.
Yorganı da vatandaşın hayatına göre büyütelim. Bir toplumun gerçek zenginliği, en zenginlerinin ne kadar zengin olduğuyla değil, en düşük gelirli insanının ne kadar insanca yaşayabildiğiyle ölçülür.
“Vatandaş neden ayağını yorganına göre uzatmıyor?” diye soruyoruz.
Peki.. “Neden yorganı insanların ayağına göre büyütemiyoruz?” diye sorabilen yöneticiler yetiştiremiyoruz?
Çünkü çalışan daha fazla çalışarak, emekli daha fazla tasarruf ederek, esnaf daha fazla fedakârlık yaparak bir yere kadar dayanabilir.
İnsanların da bir dayanma sınırı var. Ekonominin amacı insanlara sadece hayatta kalmayı öğretmek olmamalı.
İnsanların insanca yaşayabileceği bir düzen kurmak olmalı.
Asgari ücretlinin ay sonunu korkuyla beklemediği, emeklinin torununa harçlık verirken kendi mutfağını düşünmek zorunda kalmadığı, esnafın siftah yapamadığı günleri geride bıraktığı bir Türkiye mümkün…
Bunun yolu da rakamları tartışmaktan önce insanın hayatını merkeze almaktan geçiyor…
Çünkü sonunda hepimizin ihtiyacı aynı.. Başımızı sokacağımız bir ev, soframızda sıcak bir yemek, sevdiklerimize ayıracağımız biraz zaman ve yarına dair küçük de olsa bir umut…
Artık mesele ayağı yorgana göre uzatmak değildir… Mesele, insanın hak ettiği kadar büyük bir yorganının olup olmadığıdır..
İşte bütün mesele budur!