Yýllardýr “turist rekoru kýrdýk”, “turizm gelirlerinde tarihi zirve”, “Türkiye’ye akýn akýn turist geliyor” haberleriyle avunuyoruz.
Ama insanýn aklýna ister istemez þu soru geliyor:
Turist geliyor da nereye gidiyor?
Geçtiðimiz günlerde bir haftamý Ege Bölgesi’nin gözde turizm merkezlerinde geçirdim. Marmaris, Datça, Fethiye, Kaþ…
Hani þu fotoðraflarda yer bulmanýn bile zor olduðu, yaz aylarýnda iðne atsan yere düþmeyen turizm cennetlerimiz var ya…
Bu kez manzara biraz farklýydý.
Ünlü sahillerin önemli bölümü boþtu. Restoranlarda masalar müþteri bekliyordu. Esnafýn yüzü gülmüyor, hizmet sektöründe çalýþanlar ise özellikle bu yýl yabancý turist sayýsýndaki düþüþten yakýnýyordu.
Ben de merak ettim:
Nerede bu turistler?
Rusya-Ukrayna savaþý mý?
Olabilir…
Ama savaþ yaklaþýk dört buçuk yýldýr devam ediyor. Ýlk dönemde Türkiye turizmini ciddi biçimde etkiledi. Sonraki yýllarda ise turizm yeniden toparlandý, oteller doldu, sahiller hareketlendi, uçaklar dolusu turist geldi.
Demek ki bütün suçu savaþa atýp rahatlamak pek mümkün deðil.
Öyleyse baþka sebepler aramak gerekiyor.
Ben de araþtýrdým, gözlemledim. Restoran, otel, plaj ve çeþitli iþletmelerin sahiplerinden çok çalýþanlarýyla konuþtum. Çünkü patron “iþler iyi” diyebilir; çalýþan ise çoðu zaman mutfaktaki tencerenin gerçekten kaynayýp kaynamadýðýný bilir.
Ve hemen hemen hepsinin ortak bir þikâyeti vardý:
Fiyatlar fazla þiþti!
Doðrusu, kendi deneyimlerim de bu þikâyetleri doðruladý.
Otel ve tatil köylerindeki fiyatlar artýk “tatil” kelimesinin yanýna yaklaþýrken insanýn cüzdanýný da yanýnda getirmesini deðil, mümkünse kasaya býrakmasýný gerektiriyor.
Eskiden Türkiye’nin en büyük avantajlarýndan biri, fiyat-performans açýsýndan cazip olmasýydý.
Þimdi ise turist hesap yapýyor.
Paket tur alýrsanýz zaten fiyat yüksek. “O zaman oda-kahvaltý alayým, dýþarýda yerim” derseniz bu kez baþka bir macera baþlýyor.
Bir fincan Türk kahvesi 200 lira…
Su 50 lira…
Akþam yemeði için tek kiþi en az 1000 lirayý gözden çýkarmak gerekiyor.
Restorana gidiyorsunuz; “Uygun ve doyurucu ne var?” diye soruyorsunuz.
Cevap: En az 700 lira!
Plaja gidiyorsunuz…
Denize girmek ücretsiz mi?
Ne münasebet!
Giriþ ücreti var.
Þezlong mu?
O da var.
Ýki kiþilik þezlongun bedeli en az 800 lira.
Bir de “Acýktýk, susadýk” demeye görün…
Ýþte o zaman tatil deðil, mali müþavirlik hizmeti almaya baþlýyorsunuz.
Bir süre sonra insan denize deðil, fiyat listesine bakmaktan yoruluyor.
Hal böyle olunca turist de doðal olarak alternatif arýyor.
Ve son yýllarda yalnýzca yabancý turistlerin deðil, Türk vatandaþlarýnýn da yoðun biçimde tercih ettiði Yunanistan baþta olmak üzere baþka ülkeler devreye giriyor.
Çünkü turizmde çok basit bir gerçek var:
Ýnsanlar yalnýzca güzel deniz satýn almýyor; karþýlýðýnda ne ve ne kadara aldýklarna bakýyor.
Turist gelecek yıl yeniden gelmek istiyor mu?
Çünkü turizm, bir yaz sezonunda turistten mümkün olan en yüksek parayı almak değil; turistin ertesi yıl valizini yeniden Türkiye’ye doğru hazırlamasını sağlamaktır.
Yoksa bugün 200 liraya Türk kahvesi satıp rekor kırarız…
Yarın turist kahvesini de ülkesini de başka yerde içer. Sonra da oturup: “Turist neden gelmiyor?” diye uzun uzun araştırma komisyonları kurarız.
Komisyon raporunun sonuç bölümüne de büyük ihtimalle şu yazılır: “Turistin neden gelmediği konusunda kapsamlı çalışmalarımız devam etmektedir.”
Oysa turist bize cevabı çoktan veriyor:
“Fiyatınızı gördüm, teşekkür ederim. Ben başka cennete gidiyorum.”