Hastaneler malum... İnsanlar oralara keyfinden gitmez. "Bugün canım sıkıldı, bir devlet hastanesinde iki saat sıra bekleyeyim, üstüne bir de kantinde tost yiyeyim" diyen herhalde dünya üzerinde tek bir insan yoktur.
Vatandaş hastaneye mecburen gider.
İşte tam da bu yüzden hastane kantinleri, vicdanla işletilmesi gereken yerlerdir.
Ama gelin görün ki bazı hastane kantinlerine girince kendinizi sağlık kuruluşunda değil, havaalanı terminalinde ya da beş yıldızlı otelin lobisinde hissediyorsunuz. Fiyatlara bakıyorsunuz, tansiyonunuz ölçülmeden yükseliyor.
Mersin'deki hastanelerle ilgili bugüne kadar doktor eksiğini de yazdık, randevu çilesini de, yoğunluğu da... Bu kez teşhisimiz farklı.
Hastalık, kantinlerde...
Örneğin Tarsus Devlet Hastanesi'nde dışarıda 10 liraya satılan simit içeride 20 lira. Dışarıda 10 liraya alınan su ve çay hastaneye girince sanki içine altın tozu katılmış gibi yine 20 lira oluyor. Dışarıda 80-120 lira arasında satılan bazı yiyecekler ise hastanede 170-220 liraya kadar çıkıyor.
Anlaşılan hastane kapısından girince sadece hastalar değil, fiyatlar da tedavi olup iki katına çıkıyor!
Sonra da buna "ticaret" deniliyor.
Hayır efendim...
Bunun adı ticaret değil, mecburiyeti fırsata çevirmektir.
Çünkü buraya gelen insanın alternatifi yok. Acilde çocuğunu bekleyen anne, ameliyattaki yakınının başında duran baba, serum takılan yaşlı bir vatandaş... Bunların hangisi "Ben biraz yürüyüp daha ucuz simit bulayım" diyebilir?
İşin en ironik tarafı ise hastane personeline yüzde 20 indirim uygulanması.
Demek ki indirim yapılabiliyor.
Demek ki fiyatlarda ciddi bir kâr marjı var.
Peki vatandaşın suçu ne?
Doktor mu değil?
Hemşire mi değil?
Yoksa sadece hasta olduğu için mi tam fiyat ödemeye mahkûm?
Asıl merak edilen ise şu...
Bu kantinler hangi mantıkla kiraya veriliyor?
İhalelerde gerçekten vatandaşın menfaati mi gözetiliyor, yoksa en yüksek kira teklifini veren işletmeciye "Buyurun, gerisini nasıl olsa hastalar öder." mi deniliyor?
Çünkü ortaya çıkan tablo tam da bunu düşündürüyor.
Oysa kamu hastaneleri ticaret merkezi değildir. Devletin binasında faaliyet gösteren işletmelerin önceliği, vatandaşın cebini değil ihtiyacını düşünmek olmalıdır.
Bugün bir simitten, bir sudan söz ediyoruz.
Ama mesele aslında simit meselesi değil...
Mesele, en çaresiz anında hastanenin kapısından giren vatandaşın cebine de serum bağlanmış olmasıdır.
Sağlık Bakanlığı'na, İl Sağlık Müdürlüğü'ne ve hastane yönetimlerine düşen görev açıktır. Bu işletmeler yalnızca kira bedelleriyle değil, uyguladıkları fiyat politikalarıyla da denetlenmelidir. Çünkü hastane kantini işletmek, insanların çaresizliğini kazanca dönüştürme ruhsatı değildir.
Unutulmamalıdır ki vatandaş hastaneye tedavi olmaya gelir; kasada ikinci bir operasyon geçirmeye değil.