"Tatil" deyince aklınıza ilk ne geliyor?
Deniz, kum, güneş... Uzun uykular... Televizyon karşısında geçirilen saatler... Belki de hiçbir şey yapmadan dinlenmek...
Aslında bunların hepsi tatilin bir parçası... Çünkü insanın dinlenmeye ihtiyacı var. Çocukların da, çalışanların da, emeklilerin de...
Bana göre tatil, sadece çalışmaya ara vermek değil, insanın kendine vakit ayırabilmesidir..
Ertelediği gezileri yapmak, yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak, ailesine zaman ayırmaktır..
Ne yazık ki Türkiye'de tatil öğrenciler için çoğu zaman " derslerden tamamen uzaklaşmak", yetişkinler için ise "birkaç günlüğüne deniz kenarına gitmek" …Peki bu gerçekten tatil mi?
Oysa tatil, insanın zihnini, ruhunu ve bedenini birlikte dinlendirebildiği zamandır..
Bugün çocuklarımızın büyük bölümü yaz tatilini ekran karşısında geçiriyor. Tablet, telefon ve bilgisayar, arkadaşın, sokağın ve oyunun yerini almış durumda. Sabah başlayan ekran maratonu, gece geç saatlere kadar devam ediyor.
Saatlerce aynı koltukta oturmak, sosyal medyada vakit geçirmek ya da bilgisayar oyunları arasında kaybolmak dinlenmek değil; sadece zamanı tüketmektir.
Bir çocuğun yaz tatilinde bisiklete binmesi, denize girmesi, bir aile büyüğü ile bahçede çalışması, annesiyle yemek yapması, babasıyla balık tutması ona okulda öğrenemeyeceği hayat dersleri kazandırır.
Yetişkinler için de durum farklı değil.
Yıl boyunca "Çok yoğunum." diyerek ertelediğimiz ne varsa, tatilde de çoğu zaman aynı tempoyla devam ediyoruz. Telefon elimizden düşmüyor, mailler kontrol ediliyor, sosyal medya hiç kapanmıyor. Dinlenmeye çalışırken bile zihnimiz çalışmaya devam ediyor.
Belki de bu yüzden tatilden döndüğümüzde bile kendimizi yorgun hissediyoruz.
Oysa dünyanın birçok ülkesinde tatil; üretmenin, öğrenmenin ve paylaşmanın bir parçası olarak görülüyor.
Çocuklar yaz kamplarına gidiyor, doğada zaman geçiriyor, gönüllü çalışmalara katılıyor, müzeleri geziyor, spor yapıyor, sanatla ilgileniyor. Aileler birlikte yürüyüş yapıyor, bisiklete biniyor, yeni şehirler keşfediyor.
Tatil, tüketim değil; deneyim üzerine kuruluyor.
Bizde ise çoğu zaman tatilin değeri, gidilen otelin yıldız sayısıyla ya da çekilen fotoğrafların sosyal medyada aldığı beğeniyle ölçülüyor.
Bir köyde geçirilen birkaç gün, bir yaylada edilen sohbet, çocuklarla oynanan bir sokak oyunu, birlikte yenilen akşam yemeği ya da gün batımını sessizce izlemek... Bunların hiçbiri para gerektirmez ama yıllar sonra hatırlanacak en kıymetli anılara dönüşür.
Mersin gibi denizi, tarihi, yaylaları ve doğal güzellikleriyle zengin bir kentte yaşıyoruz. Buna rağmen kaç aile çocuklarını bir müzeye götürüyor?
Kaç çocuk Kızkalesi'nin tarihini öğrenerek geziyor?
Kaçı Cennet-Cehennem Obrukları'nı merak ederek keşfediyor?
Belki de asıl eksikliğimiz imkân değil, tatil bilincidir.
Tatil; sadece harcamak değil, kazanmak demektir.
Bilgi kazanmak...Sağlık kazanmak...Anı biriktirmek...Aile bağlarını güçlendirmek...Yeni beceriler edinmek...Ve en önemlisi, kendini yeniden keşfetmek...
Yaz tatili başladı. Çocuklarımızın önünde uzun bir yaz var. Gelin bu yazı sadece takvimden eksilen günler olarak görmeyelim.
Birlikte bir fidan dikin.. Bir müzeyi gezin. Komşumuzu ziyaret edelim.
İyi geçirilen bir tatil, bazen bir yıl boyunca alınan eğitim kadar değerli olabilir. Çünkü gerçek tatil, sadece bedenin değil; insanın vicdanının, merakının ve umutlarının da dinlendiği zamandır.