Takvimler yazı göstermeye başladıysa, Tarsus'ta bunu anlamak için meteoroloji raporlarına bakmaya gerek yok. Camı açtığınız anda içeri dalan ilk sinek, yaz mevsiminin resmi açılışını çoktan yapmıştır.
Bazı şehirlerde yaz; deniz, güneş ve tatil demektir. Tarsus'ta ise yazın habercileri biraz farklıdır. Önce sinekler gelir, ardından da kentin dört bir yanını kaplayan o meşhur koku. Böylece vatandaş, yazın geldiğini burnuyla ve kulağının dibinde vızıldayan seslerle anlamış olur.
Bu yıl da gelenek bozulmadı. Havalar ısındı, sinekler sahneye çıktı. Balkonunda çay içmek isteyen vatandaş ile sinekler arasında adeta bir alan hakimiyeti mücadelesi başladı. Şimdilik üstünlük sineklerde görünüyor. Zira vatandaş birkaç dakika sonra içeri kaçarken, sinekler özgüvenli bir şekilde görevlerine devam ediyor.
Aslında sineklerin de hakkını teslim etmek lazım. Disiplinli çalışıyorlar. Belediyenin bazı hizmetlerinden daha düzenli bir mesai anlayışına sahip oldukları söylenebilir. Sabah erken saatlerden gece geç saatlere kadar hiç aksatmadan faaliyet gösteriyorlar. Ne grev var ne izin. Tam anlamıyla örnek bir çalışma azmi...
Peki ya ilaçlama?
İşte o konu biraz karışık. Vatandaşın beklentisi, larva döneminde yapılacak etkin mücadeleyle sinek nüfusunun daha ortaya çıkmadan kontrol altına alınması. Fakat her yıl olduğu gibi bu yıl da vatandaşın zihninde aynı soru dolaşıyor: "İlaçlama gerçekten yapıldı mı, yoksa sinekler ilaçlara karşı diplomatik dokunulmazlık mı kazandı?"
Geçmiş yıllarda konu gündeme geldiğinde Büyekşehir Belediye Meclisi’nde Başkan Vahap Seçer, sorumluluğun önemli bölümünün vatandaşlarda olduğunu ifade edilmiş, apartman boşlukları ve çeşitli ihmalleri örnek göstermişti. Elbette çevre temizliği konusunda herkesin sorumluluğu var. Ancak vatandaşın aklına da şu soru geliyor:
Madem sorun büyük ölçüde apartman boşluklarından kaynaklanıyor, o halde neden bütün şehir aynı anda sineklerin kongre merkezi haline geliyor?
Bu mantıkla gidersek yakında sivrisineklerin de bir basın açıklaması yapıp, "Biz aslında apartman yönetimlerinin mağdur ettiği canlılarız" demelerine şaşırmamak gerekir.
Ancak mesele sadece sinek değil.
Tarsus'ta yaz aylarının ikinci başrol oyuncusu da malum koku. Kaynağı zaman zaman tartışılsa da varlığı konusunda kimsenin şüphesi yok. Hatta bazı vatandaşlar artık kokunun yoğunluğuna göre hava durumunu tahmin edebilecek seviyeye geldi. Meteoroloji yağmur ihtimali verirken, vatandaş burnunu havaya kaldırıp daha isabetli sonuçlar elde edebilir.
Bugün gelinen noktada birçok Tarsuslu balkonunda rahat oturamıyor. Penceresini açıp uyumak isteyenler sineklerle mücadele ediyor. Pencereyi kapatanlar ise sıcakla savaşıyor. Yani vatandaş hangi seçeneği tercih ederse etsin, bir mücadeleye mecbur bırakılıyor.
Oysa belediyeciliğin amacı vatandaşın hayatını kolaylaştırmaktır. Sorun ortaya çıktıktan sonra nedenlerini sıralamak değil, ortaya çıkmasını engellemektir. Vatandaş artık her yaz aynı açıklamaları, aynı savunmaları ve aynı mazeretleri dinlemek istemiyor.
Çünkü Tarsus halkının talebi son derece mütevazı:
Bir yaz akşamı balkonunda oturabilmek...
Bir gece pencereyi açıp rahat uyuyabilmek...
Ve bunları yaparken ne sineklerden hava saldırısı yemek ne de kötü kokularla burun buruna kalmak.
Çok şey mi istiyorlar?
Tarsuslulara sorarsanız, hayır.
Ama sineklere sorarsanız, belli ki evet.