Mecliste nutuk bolca, kürsüde haklılar birden çok... Biri der: "Ben yaptım!", öteki der: "İş yapan yok!"
Kanunlar çarpışırken, rakamları havada tokuştururken; dere taşar, sel alır şehri, biz melekleri tartışırken.
Nasreddin Hoca görse bu hâli, güler miydi, ağlar mı? "Haklısın" derken birine, öbürünü ayırır mıydı?
Herkesi haklı bulsa da, sel ile kişneyen atı, bir de sivrisineği tutamaz.
Sabır taşı çatlayınca der ki: "Esas Ben haklıyım!", kimse onu susturamaz.
Yetki dağlar gibidir, sorumluluk toz duman... Elden ele devrolur, kayıptır esas fail aman!
Mecmûa-i evrâk, Dâimî Fâil-i Meçhûl, Tahkîkat-ı İbtidâî... Kılçık kalır boğazda, balık çoktan satıldı;
"Memnuniyetle" sözü, billboardlara asıldı.
Vatandaş yutar bunu derler: "Nankör olma sakın, kılçık batmış diline; konuşursan olursun... (sus!)"
Ey şehir! Sen ne garipsin, Tek tırnak ile sivrisinek her daim kaderin, haklıların pek boldur senin,
Tüm kapılar doğru, tek zırnık yanlışı yoktur zevatın, Çarşı, Pazar; rahvan kazanda pişen et avamın.
At çıkar kavurmadan, sel ile sinek basar her baharda; mesuliyetse, sahipsiz evden eve gezen kedi misali, ara ki bulasın...
Sorumlu sorulmaz, cevabı bilen sır olur; Bilâ-kayd evrak arasında hakikat butlan olur.
Çizgin her daim; savun, saptır, sızlan, şikâyet et.
Sonun da hayra alamet olsun.
Ey ahali, ibretlik tuluat: Tek tırnak atla, sinek değil mesele, Kayıp emanet.
Taktikçi çok bu diyarda, eksik tek: Memnuniyetsiz mesuliyet!
Zira hesap vermek, bizde en yetim meziyet.
HİCİVNAME İSTILAHLARI (SÖZLÜK)
Tahkîkat-ı İbtidâî: Hazırlık soruşturması.
Dâimî Fâil-i Meçhûl: Suçlusu hiçbir zaman bulunamamış dosya.
Mecmûa-i Evrâk: Bir konuya ait tüm belgeler.
Bilâ-kayd evrak: Kayıtsız, numarasız, resmi belge, iş.