Hakikat, eğer gerçekten hakikatse, evrenseldir.
Bir insanın acısı diğerinden az olamaz.
Bir insan canı, başka bir insan canından daha değersiz değildir.
İzleyip, görüyoruz:
ABD ve İsrail’deki bazı Siyonist- Evanjelistlerin sakat aklını …
“Seçilmiş halkız”, “üstün ulusuz”, “Tanrı katında biz istisnayız”
gibi saçma akıl dışı iddiaları; zulümlerinin kılıfı olmaya devam ediyor.
Bugün dünyada yaşanan dramlar, hakikatin nasıl eğilip büküldüğünün canlı örnekleridir.
Bu iki ülkedeki bazı vicdanlı insanlar yaşananlara itiraz etseler de çabaları yetersiz kalıyor.
O halde yeniden ve yeniden soralım: Hakikat nedir?
Bu nasıl bir hakikat anlayışı?
Sokrates’in sorgusu, Platon’un ideaları, Buda’nın sükûtu, Mevlânâ’nın aşkı…
Hepsinin vardığı yer aynıdır: İnsanın içindeki o sessiz alan. Vicdan.
Ve bugün dünyanın en büyük ihtiyacı yeni bir ideoloji ya da yeni bir güç dengesi değil…
Ortak bir vicdan anlayışıdır.
Çünkü bizim gözyaşlarıyla izlediğimiz acılar ve vahşet, başka coğrafyalarda yönlendirilmiş zihinler tarafından “gerekli” ya da “olağan” görülebiliyor. İşte kırılma tam da burada başlıyor.
Çözümü nedir? Ortak Vicdan anlayışıdır: Yani İran’da bombalarla katledilen kız çocuklarına biz ne kadar üzülüyor isek, bir İsrailli veya bir ABD’li de aynı oranda üzülebilmeli.
Tersi, ABD’de okul saldırısında katledilen çocuklara da veya bir Yahudi’ye; Yahudi olduğundan dolayı saldırılıp, katledildiğinde bizim üzülmemiz halidir Ortak Vicdan Anlayışı.
O halde hakikat; ne ideolojilerde, ne de güç sahiplerinin dilindedir.
Hakikat; bir çocuğun gözyaşında, bir mazlumun dini, ırkı, mezhebi, rengi ne olursa olsun feryatlarına karşı kalbinin sesini dinleyebilenlerin vicdanında saklıdır.
Vicdan ve merhamet; bir kişiye, bir topluluğa ya da bir millete ait değildir.
Yani sözün özü; Yunus Emre’nin gözüyle bakabilmektir: “Onlar, biz, siz, ben” demeden ayrım yapmadan, ötekileştirmeden, insanı insan olduğu için sevebilmek… Bir görmek…
O gözle bakıldığında; yeryüzünde ne zulüm kalır, ne de gözyaşı.
Yunus ne güzel söyler: “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir.”
Kendini bilmek; vicdanını duymak ve o vicdanın çizdiği istikametten gidebilmektir.
Ve o yolun sonunda varılacak tek durak ise: Merhamettir.
Hakikat; çıkar için konuşanların değil, derin bir sessizlikte kendi aklını ve vicdanını dinleyenlerin yoludur.
Yolda olanlara selam ola…