Ülkedeki pek çok meselede yıllardır aynı hatayı tekrarlıyoruz:
Pis akan dereyi, en aşağısına geçip temizlemeye çalışıyoruz.
Eğitimde de durum farklı değil.
Disiplin yönetmelikleri çıkarılıyor, sınav sistemleri yamalanıyor, müfredatlar değiştiriliyor.
Okulların kapısına güvenlik güçleri dikiliyor ve sorunun çözüldüğü sanılıyor.
Ancak sonuç değişmiyor; çünkü biz hâlâ derenin aşağısındayız.
Dere hâlâ kirli akıyor.
Kimse derenin başında, o pisliği suya atan "elleri" ve nedenleri durdurmayı düşünmüyor.
Sorun: Öğretim Var, Eğitim Yok
Bugün okullar bilgiyle dolu ama yönsüz.
Başarı var ama karakter inşası yok. Diploma var ama şahsiyet eksik.
Çünkü sistemin tek derdi "ölçmek".
Ancak ölçtüğü şey sadece testler, netler ve puanlar.
Ölçmediği şeyler ise vicdan, sorumluluk, ahlak ve dirençtir.
İşte çürüme tam bu noktada başlıyor.
Yanlışın Adı: Sınav Merkezli Hayat
Liseler artık okul değil, birer test üretim bandı.
Öğrenciler birey değil, birer "puan projesi".
Öğretmenler ise eğitimci değil, "müfredat memurları".
Sistem diyor ki: "İyi insan olma diye kriterimiz yok, yeter ki iyi net yap."
Sonra da soruluyor: "Bu çocuklar neden saygısız, neden umursamaz, neden kopuk?"
Cevap basit: Çünkü onları insan olarak değil, birer test çözücü olarak yetiştirdik.
Gerçek: Sistem Ölçüyor Ama Anlamıyor
Bugün sistem şunu biliyor:
Kim kaç net yaptı, kim kaç puan aldı?
Ama şunu bilmiyor:
Kim lider, kim kırılgan, kim adalet duygusuna sahip, kim baskı altında dağılıyor?
Sporda da aynı hata yapılıyor:
Çocuğun kaç metre koştuğu biliniyor ama yenilince ne hissettiği bilinmiyor.
Eğitimde de çocuğun matematiği ölçülüyor ama insanlığı ölçülmüyor.
Sonuç: Diplomalı Ama Eğitimsiz Nesiller
Ortaya çıkan tablo:
Çok bilen ama az anlayan, kazanan ama doymayan,
başaran ama mutlu olmayan, zeki ama yönsüz bireyler...
Yani kafası dolu, içi boş bir nesil.
Bu sadece bir eğitim sorunu değil, toplumsal bir çöküş riskidir.
Artık aşağıda temizlik yapmayı bırakıp, kaynağa,
yani yukarıya derenin başına çıkmak gerekiyor.