Yıllarca bekledik. Açılacak mı, açılmayacak mı derken nihayet faaliyete geçen Çukurova Uluslararası Havalimanı, bölge adına büyük bir kazanım oldu.
Ancak işin ilginç tarafı şu: Bu dev yatırım Mersin’de hâlâ hak ettiği karşılığı bulabilmiş değil.
İyi şeyler oluyor ama Mersin yine bildiğimiz gibi… Kulağının üzerine yatıyor.
Oysa bu tür yatırımlar sadece açılmakla değer kazanmaz. Sahip çıkıldıkça, kente entegre edildikçe, etrafında ekonomik ve sosyal hareketlilik oluşturuldukça gerçek anlamını bulur.
Havalimanı dediğiniz sadece uçak inip kalkan bir yer değildir; turizmin kapısıdır, ticaretin hızıdır, yatırımın davetiyesidir.
Bugün yurt içi ve yurt dışı uçuşların artmaya başladığı bir havalimanından bahsediyoruz.
Bu, Mersin için turizmden lojistiğe, ihracattan hizmet sektörüne kadar sayısız fırsat demektir. Ama bu fırsatın bir karşılığı olmalı. Bir vizyonu, bir sahipleneni, bir sesi olmalı.
İşte eksik olan tam da bu: Ses.
Bu işler oturduğun yerden olmaz. Lobi dediğin şey masa başında değil, sahada kurulur. Takip ister, sahiplenme ister, ısrar ister. Sürekli gündemde tutmayı gerektirir.
Ama biz ne yapıyoruz?
Bakıyoruz.
Daha da kötüsü, yanı başımızdaki Adana bakmıyor; sahip çıkıyor. Çalışıyor, planlıyor, havalimanını kendi ekonomik gücüne nasıl entegre ederim diye kafa yoruyor.
Mersin ise hâlâ seyirci.
Üstelik ortada küçümsenecek bir emek de yok.
Uluslararası Çukurova Havalimanı’nı tamamlayarak faaliyete geçiren Kozuva Group yöneticileri ve çalışanları, gece gündüz demeden büyük bir özveriyle çalışıyor. Bu yatırımın arkasında ciddi bir vizyon, ciddi bir alın teri olduğunu gösteriyor.
Bazı yöneticiler için konu hâlâ uçağa binip gitmek, sonra geri gelmek gibi görünüyor. Oysa mesele bu değil. Mesele o uçağın neden dolu kalktığı, neden dolu indiği, o yolcunun bu şehre ne bıraktığıdır.
Mersin’in artık şunu anlaması gerekiyor: Bu havalimanı bir fırsat. Ama sahipsiz bırakılırsa kaçırılmış bir fırsat olacak.
Soru şu:
Mersinli yöneticiler bunun ne zaman farkına varacak?