Türkiye’de bazı yerler vardır; haritada küçük görünür ama anlamı büyüktür. Akbelen Ormanı de işte tam olarak böyle bir yer. Sadece ağaçlardan oluşan bir coğrafya değil; köylünün emeği, doğanın hafızası ve geleceğin nefesi…
Son yıllarda bu bölge, enerji üretimi adına yürütülen kömür madeni genişletme çalışmalarıyla gündemde. Bir yanda “kalkınma” söylemi, diğer yanda toprağını ve zeytinini korumaya çalışan insanlar. Sorulması gereken soru basit ama cevabı zor: Gelişme dediğimiz şey, doğayı yok ederek mi mümkün olmalı?
Akbelen’de kesilen her ağaç, aslında sadece bir bitkinin değil, bir yaşam döngüsünün sonu. O ağaçların gölgesinde büyüyen çocuklar, o toprakta üretim yapan çiftçiler ve o bölgenin ekolojik dengesi… Hepsi bir bütün. Ve bu bütün, göz göre göre parçalanıyor.
Köylülerin direnişi ise ayrı bir hikâye. Ellerinde ne büyük bütçeler var ne de güçlü lobiler. Ama güçlü bir şeyleri var: Haklılık.
Yıllarını; ömürlerini verdikleri, toprağı bildikleri yerlerin, elleriyle diktikleri fidanların yok edilmeye çalışılması; Bir ağacın gölgesinde oturmanın, temiz havayı solumanın, toprağa basmanın değerini bilen insanların sessiz ama kararlı duruşu…
Belki de asıl mesele şu: Biz doğayı bir kaynak olarak mı görüyoruz, yoksa bir miras olarak mı? Eğer kaynaksa, tüketiriz. Ama mirassa, koruruz.
Akbelen bugün sadece Muğla’nın değil, Türkiye’nin vicdan sınavıdır. Bu sınavdan nasıl çıkacağımız, sadece bugünü değil, yarını da belirleyecek.
Çünkü mesele birkaç ağaç değil.
Mesele, nasıl bir dünyada yaşamak istediğimizdir.