image
Raşit DOĞAN

Tarih : 29.03.2026  E-Mail : rasitdogan33@gmail.com


Tarih fışkırıyor ama kimse eğilmiyor

Mersin’in en köklü yerleşimlerinden biri olan Tarsus… Anadolu’nun en eski ve en önemli tarih merkezlerinden biri. Öyle ki tarihi yaklaşık 8.000 yıl öncesine, yani Neolitik Çağ’a kadar uzanıyor. Hititlerden Romalılara, Bizans’tan Osmanlı’ya kadar sayısız medeniyetin iz bıraktığı bu kadim şehir, bir zamanlar sadece bir yerleşim değil, adeta bir medeniyet vitriniydi.

Ama bugün o vitrinin camı buğulu… Hatta yer yer kırık.

Geçmişte birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış, tarih kokması gereken bu şehir, bugün ne yazık ki başka kokularla anılıyor. Oysa Tarsus’un sokaklarında dolaşırken insanın burnuna tarih gelmeli, taşlara dokunduğunda binlerce yılın hikâyesini hissetmeli. Fakat gerçekler, romantik beklentilerin oldukça uzağında.

Türkiye’nin dört bir yanında tarihi değerleriyle öne çıkan şehirler, yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktası haline gelirken, Tarsus bu yarışta geride kalıyor. Efes’i, Kapadokya’yı, Safranbolu’yu bilen milyonlarca insan, Tarsus’un adını ya hiç duymamış ya da sadece bir geçiş güzergâhı olarak biliyor. Oysa bu şehir, sadece bir durak değil, başlı başına bir destinasyon olabilecek potansiyele sahip.

“Tarsus’un altını kazsan, tarih fışkırır” denir. Nitekim bu söz, romantik bir abartıdan ibaret değil. Gerçekten de öyle… Ama ne yazık ki bu tarih, planlı ve bilinçli kazılarla değil; çoğu zaman bir inşaat temelinde, bir kepçenin ucunda tesadüfen ortaya çıkıyor. Yani “ortaya çıkarıldı” demek isterdik ama gerçek şu ki, “denk gelindi.”

Daha acısı ise şu: Ortaya çıkan bu değerlerin büyük bir kısmı kaderine terk ediliyor. Üstü örtülüyor, etrafı çevriliyor ya da unutulmaya bırakılıyor. Oysa her bir taş, her bir kalıntı, bu kentin kimliğinin bir parçası. Ama biz o kimliği korumak yerine, görmezden gelmeyi tercih ediyoruz.

Mevcut tarihi yapılara baktığımızda da tablo pek farklı değil. Restorasyon bekleyen eserler yıllardır aynı halde. Bazıları zamana direnmeye çalışıyor, bazıları ise sessizce yok olup gidiyor. Koruma bilincinin eksikliği, ilgisizlikle birleşince, Tarsus’un tarihi mirası her geçen gün biraz daha yıpranıyor.

Bu noktada sorumluluğu tek bir yere yüklemek de mümkün değil. Devletin ilgili kurumları, yerel bürokrasi ve yerel yönetimler… Her biri bu hikâyenin bir parçası. Ama ne yazık ki bu parçalar bir araya gelip güçlü bir bütün oluşturamıyor. Koordinasyon eksikliği, vizyon yetersizliği ve belki de en önemlisi, yeterince sahiplenmeme duygusu bu tablonun başlıca sebepleri arasında.

Oysa Tarsus’un ihtiyacı olan şey çok karmaşık değil: Biraz ilgi, biraz planlama ve en önemlisi samimi bir sahiplenme. Çünkü bu şehir, sadece geçmişin değil, geleceğin de mirası.

Bugün Tarsus’a bakarken aslında sadece bir ilçeyi değil, ihmal edilmiş bir tarihi görüyoruz. Ve belki de en acı olan şu: Bu kayıp, sessiz sedasız yaşanıyor.

Tarsus’un altından tarih fışkırıyor, evet. Ama biz o tarihi gün yüzüne çıkarmak yerine, üzerini örtmeye devam ediyoruz.

Ve her geçen gün, biraz daha eksiliyoruz.

 




 
  YAZARIN ARŞİVİ
 
 
 
  YORUMLAR
 
 
  YORUM YAZIN
 
Adınız Soyadınız :

Yorumunuz          :

Güvenlik Kodu     : Güvenlik Kodu
Kod                        :

 



  HABERCİ GAZETESİ
 

  HABER ARAMA
 
  
 

  HABERCİ SPOR
 
 
  SOSYAL MEDYA
 

  NÖBETÇİ ECZANE
 
 

 




sanalbasin.com üyesidir

 
         
ANASAYFA HABER ARŞİVİ KÜNYE İLETİŞİM GİZLİLİK İLKELERİ

 
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
mersinhaberci.com © Copyright 2016-2026 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz.

URA MEDYA

Mersin Haber