Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında on altı gün geride kaldı. Çatışmaların ne kadar süreceğini kestirmek ise oldukça zor görünüyor. İsrail bir yandan İran’ı hedef alırken, diğer yandan Beyrut’u vuruyor. İran ise buna karşılık olarak bölgedeki Amerikan üslerine saldırılar düzenliyor ve İsrail’e füzeler fırlatıyor.
Savaşların değişmeyen bir gerçeği vardır: En büyük bedeli çocuklar ve masum siviller öder. Bugün de yaşanan tablo maalesef bundan farklı değil.
Resmi açıklamalara bakıldığında İran’a yönelik saldırıların gerekçesi nükleer program olarak gösteriliyor. Ancak uluslararası kamuoyunda farklı bir görüş giderek daha fazla dile getiriliyor. Bu görüşe göre mesele yalnızca nükleer program değil; enerji kaynakları, stratejik mineraller ve küresel güç mücadelesi bu krizin arkasındaki asıl faktörler.
Bazı analistler Washington’un asıl hedefinin İran değil, yükselen küresel güç olan Çin olduğunu savunuyor. İlk bakışta bu iddia bir komplo teorisi gibi gelebilir. Ancak küresel ekonomik dengelere bakıldığında bu görüşün neden tartışıldığını anlamak zor değil.
Bununla ilgili bir yazı okumuştum ve bu yazıyı özetleyecek olursam:..
Bugün Çin dünya üretiminin yaklaşık yüzde 28’ini tek başına gerçekleştiriyor. Enerji üretiminde Amerika’nın önüne geçmiş durumda. Elektrikli araç üretiminde, robot teknolojilerinde ve 5G altyapısında dünya liderlerinden biri. Yapay zekâ alanında da her geçen gün Amerika Birleşik Devletleri ile arasındaki farkı kapatıyor.
Uzmanlara göre mevcut eğilim devam ederse 2030’a kadar dünyada üretilen her iki üründen birinin Çin’den çıkması mümkün. Bu durum ise yaklaşık bir asırdır devam eden Amerikan ekonomik ve siyasi üstünlüğünün ciddi biçimde sarsılması anlamına geliyor.
Son yüz yılda Amerikan gücünün en önemli dayanaklarından biri deniz yollarının kontrolü oldu. Süveyş Kanalı, Hürmüz Boğazı, Malakka Boğazı ve Panama Kanalı gibi kritik geçiş noktaları dünya ticaretinin büyük kısmının geçtiği yerler. Bu noktaların güvenliği ve kontrolü uzun yıllardır büyük ölçüde Amerikan deniz gücüne dayanıyor.
Bunu basit bir benzetmeyle anlatmak mümkün: Dünyanın en büyük otoyolunun tek gişesini kontrol ettiğinizi düşünün. Hangi aracın geçeceğine siz karar veriyorsunuz. İsterseniz gişeyi kapatıp tüm trafiği durdurabilirsiniz. Amerika uzun yıllardır küresel ticaretin bu “gişesini” kontrol eden güç konumunda.
Ancak Çin bu sisteme alternatif bir yol geliştirmeye çalışıyor. Pekin yönetiminin yürüttüğü Kuşak ve Yol Girişimi, yani modern İpek Yolu projesi, Avrasya’yı baştan sona bağlayan kara ticaret ağları kurmayı hedefliyor. Demiryolları, kara yolları ve enerji boru hatlarından oluşan bu ağ tamamlandığında Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaretin önemli bir kısmı karadan ilerleyebilir.
Bu noktada kritik bir ülke öne çıkıyor: İran.
Haritaya bakıldığında Çin doğuda, Rusya kuzeyde ve Basra Körfezi güneyde yer alıyor. Bu bölgeleri birbirine bağlayabilecek en önemli geçiş noktalarından biri İran. İran üzerinden kurulabilecek kuzey–güney ticaret koridoru Rusya’yı doğrudan Basra Körfezi’ne bağlayabilir ve Çin’in kara ticaret ağıyla birleşebilir.
İşte bu nedenle bazı strateji uzmanları Orta Doğu’da yaşanan gelişmeleri yalnızca bölgesel bir çatışma olarak görmüyor. Onlara göre bu mücadele aynı zamanda 21. yüzyılın küresel güç rekabetinin önemli bir parçası.
Tarihte benzer örnekler de var. 2001’deki 11 Eylül saldırıları sonrasında Amerika “terörle mücadele” gerekçesiyle Afganistan ve Irak’a askeri operasyonlar düzenledi. Yıllar sonra birçok analist bu süreçte enerji kaynaklarının bulunduğu bölgelerin de yoğun şekilde kontrol altına alındığını dile getirdi.
Bugün İran üzerinden yükselen gerilim için de benzer yorumlar yapılıyor. Çünkü süper güçler çoğu zaman yalnızca bölgesel sorunlar nedeniyle değil, küresel dengeleri korumak için harekete geçer.
Belki de asıl soru şu:
21. yüzyılı denizleri kontrol eden güçler mi yönetecek, yoksa karayı birbirine bağlayan yeni ticaret yolları mı?
Eğer Çin kara ticaret ağlarını tamamlar ve Rusya da İran üzerinden güneye inerse Avrasya’da dev bir ekonomik koridor oluşabilir. Böyle bir durumda Amerika okyanusları kontrol etmeye devam etse bile küresel ticaret dengesi değişebilir.
Kısacası bugün Orta Doğu’da yaşanan her gelişme yalnızca bölgesel bir çatışma olarak görülmemeli. Çünkü bu mücadele belki de 21. yüzyılın küresel güç dengesini belirleyecek büyük satrancın önemli bir hamlesi olabilir.