Türkiye’de istihdam rakamları her ay açıklanıyor. Kâğıt üzerinde “iş var” deniyor ama sokağa çıktığınızda tablo bambaşka. Çalışanı da, iş arayanı da ortak bir noktada buluşuyor: Geçim sıkıntısı. Bugün istihdam, yalnızca bir işe sahip olmak anlamına gelmiyor; o işin insan onuruna yakışır bir yaşam sunup sunmadığı da en az sayı kadar önemli.
Genç işsizliği, Türkiye’nin en yakıcı sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Üniversite mezunu gençler yıllarca emek verip aldıkları diplomayla ya iş bulamıyor ya da asgari ücretin biraz üzerinde, güvencesiz işlere mahkûm ediliyor. “Oku, kendini kurtar” sözü artık gençler için bir umut değil, hayal kırıklığına dönüşmüş durumda.
Yerelde ise tablo daha da ağır. Tarım ve küçük esnaf ayakta kalma mücadelesi veriyor. Artan girdi maliyetleri, mazot ve gübre fiyatları üreticiyi tarladan uzaklaştırırken, kapısına kilit vuran esnaf her geçen gün çoğalıyor. Üretim düşüyor, üretim düşünce istihdam da daralıyor. Zincirleme bir sorunla karşı karşıyayız.
Kadın istihdamı hâlâ istenilen seviyede değil. Çalışmak isteyen binlerce kadın, kreş yokluğu, düşük ücret ve güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle iş hayatının dışında kalıyor. Oysa kadınların üretime katılması, sadece aile bütçesine değil, ülke ekonomisine de doğrudan katkı sağlar.
Kayıt dışı istihdam ise görünmeyen ama en derin yaralardan biri. Sigortasız çalışan milyonlarca emekçi, hastalandığında, yaşlandığında ya da işini kaybettiğinde ortada kalıyor. Sosyal devlet anlayışı, tam da bu noktada sorgulanıyor.
İstihdam politikaları günü kurtaran teşviklerle değil, uzun vadeli planlarla şekillenmeli. Eğitimle uyumlu meslek politikaları, yerel üretimi destekleyen projeler ve gençleri kendi şehirlerinde tutacak yatırımlar şart. Aksi halde göç artacak, kentler büyürken sorunlar da büyüyecek.
İstihdam yalnızca rakam değildir. İstihdam; umut, gelecek ve insanca yaşam demektir. Eğer bir ülkede insanlar çalıştığı halde yoksul kalıyorsa, orada istihdam sorunu çözülmüş sayılmaz.
Gerçek çözüm; üretimi artıran, emeği koruyan ve insanı merkeze alan bir anlayıştan geçiyor. Türkiye’nin ihtiyacı olan da tam olarak budur.