Türkiye’de eğitim denildiğinde akla ilk gelen şey ne yazık ki nitelik değil, sınavlar oluyor. Çocuklarımız daha ilkokul çağında test kitaplarıyla tanışıyor, gençler ise yıllarını bir üst okula geçebilmek için ezber yaparak geçiriyor. Oysa eğitimin amacı yalnızca sınav kazandırmak değil; düşünen, sorgulayan, üreten bireyler yetiştirmektir.
Bugün gelinen noktada eğitim sistemimiz sık sık değişen müfredatlar, öğretmenlerin mesleki itibarsızlaştırılması ve fiziki yetersizliklerle boğuşuyor. Her bakan değişikliğinde sistem sil baştan yazılıyor, öğrenciler ve veliler deneme tahtasına dönüyor. Bu istikrarsızlık, eğitimin seviyesini yukarı taşımak bir yana, mevcut durumu bile koruyamaz hale getiriyor.
Kırsal bölgelerde hâlâ öğretmen eksiği varken, büyük şehirlerde sınıflar 40–50 kişilik. Taşımalı eğitimle okula giden çocuklar yorgunlukla derse başlıyor, köy okulları birer birer kapanıyor. Eğitime erişimdeki bu eşitsizlik, fırsat eşitliğini kâğıt üzerinde bırakıyor.
Üniversite sayısı her geçen yıl artıyor ama bu artış kaliteyi beraberinde getirmiyor. Mezun olan gençler diplomayla değil, işsizlikle tanışıyor. Eğitim ile istihdam arasındaki bağ kopmuş durumda. Gençler “okudum ama karşılığı yok” demeye başladıysa, burada ciddi bir sistem sorunu var demektir.
Öğretmenler ise eğitim sisteminin bel kemiği olmasına rağmen ekonomik ve sosyal baskılar altında görev yapıyor. Geçim derdiyle boğuşan, mesleki gelişimi desteklenmeyen bir öğretmenden mucizeler beklemek gerçekçi değil. Eğitimin seviyesi, öğretmenin değer gördüğü kadar yükselir.
Türkiye’nin eğitime ayırdığı bütçe, gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında hâlâ yetersiz. Oysa eğitim bir gider kalemi değil, geleceğe yapılan yatırımdır. Bugün tasarruf edilen her kuruş, yarının niteliksiz iş gücü, artan işsizlik ve toplumsal sorunlar olarak karşımıza çıkıyor.
Artık şunu kabul etmeliyiz ki eğitimde nicelik değil, nitelik önemlidir. Daha çok okul değil, daha iyi okul; daha çok sınav değil, daha güçlü bir eğitim anlayışı gereklidir. Çocuklarımızı yarış atına çeviren değil, onları hayata hazırlayan bir sisteme ihtiyacımız var.
Eğitimde seviye, bilimle, planlamayla ve kararlılıkla yükselir.
Aksi halde her yıl “eğitim şart” demeye devam ederiz ama şartları hiç değiştirmeyiz.