Ruhsat Devri ve Kiralama: Gedik 2.0
Cumhuriyet’in en ironik fotoğrafı şudur:
Devlet, ruhsatı kamu düzeni için sınırlar;
ama o ruhsat piyasada alınıp satılan, devredilen bir imtiyaz hâline geliyorsa,
orada ciddi bir sorun var demektir.
Devlet ruhsat verir, piyasa rant üretir.
Bu, açıkça Gedik 2.0’dır.
Bugün, en alt seviyede diyebileceğimiz apartman ve site yönetimlerinden başlayıp en yukarılara kadar;
bir mevki, menfaat ya da ruhsat sahibi olanlardan yukarı doğru çıktıkça,
menfaate, koltuğa, ruhsata yapışanları görüyorsak;
Menfaat söz konusu olduğunda;
hiçbir parti, grup ya da kimlik farkı gözetmeden bir “menfaat birlikteliği” kurulabiliyor,
ama menfaat çatışması ortaya çıktığında ise her türlü argüman devreye sokulup bundan çıkar sağlayanlar ortaya çıkıyorsa;
Bu çarkın içinden çıkamayanları, bırakamayanları, bıraktırmayanları izliyorsak…
Tüm bunların ana sebebi tam da budur: Rant.
Gedik-gedikli meselesi kapanmadı.
Sadece adı değişti.
Her devirde;
üst tarafa gedik atanlar da vardır,
alt tarafa gedik atmaya mecbur (mevzuatla ve-veya yazılı- yazılı olmayan uygulamalarla) bırakılıp ezilenler de…
Çünkü soru basit ama ağırdır:
On binlerce genç mesleğini özgürce yapabilecek mi?
Emek gerçekten karşılığını bulacak mı?
Devlet, eşitlik ilkesine sadık kalabilecek mi?
Osmanlı gedik düzeni, kapıyı kapatıp anahtarı seçilmiş birkaç kişiye vermişti.
Cumhuriyet, o kapıları açmak, imtiyazları ve ayrımcılığı kaldırmak, kanun önünde eşitliği sağlamak için kuruldu.
Eğer bugün;
ruhsatlar devrediliyorsa,
meslekler kotalarla boğuluyorsa,
Yeni mezun eczacılara ise anayasal olarak bile haksızlık yapılıyor ise,
imtiyazlar “yönetmelik” kılığına sokuluyorsa…
Kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
Biz gedikleri gerçekten kapattık mı,
yoksa sadece güncelleyip modernleştirdik mi?
Bu yazı dizisinde, gedik-gedikli meselenin yeni mezun eczacılar cephesini ele aldım.
Önümüzdeki dönemde başka gediklere ve esas gediklilere de (astsubaylar, uzman Jandarmalar, sözleşmeliler, dershane öğretmenleri, işçiler…) dokunmaya devam edeceğiz.