Osmanlı İmtiyaz Geleneğinin Cumhuriyet Yönetiminde Dönüşümü ve Anayasal Çelişkiler
“Gedik Kapandı Sandık… Ama Kapanmadı”
Hayatım boyunca birçok mesele gördüm, tartışma dinledim.
Ama dönüp dolaşıp vardığım nihai nokta şu oldu:
Bu memleketin asıl meselesi “ GEDİK - GEDİKLİ ’’ meselesidir.
Bunu çözdüğünüz gün, gerisi gerçekten çorap söküğü gibi gelir.
Bu yüzden bu yazı dizisinde gedik meselesini baştan ikiye ayırıyorum:
Yukarıya doğru gedik atanlar… Aşağıya doğru gedik atanlar…
Bir tarafta; koltuğu, yetkiyi, ruhsatı, imtiyazı yukarıdan aşağıya doğru delen menfaat gedikleri.
Diğer tarafta; emeğiyle tutunmaya çalışan ama sürekli altı oyulan, ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören ezilen gedikliler…
Hazırsanız başlayalım. Emniyet kemerlerinizi takın.
Bir toplum geçmişiyle yalnızca tarih kitapları üzerinden konuşmaz.
Bazı alışkanlıklar vardır; kanunlar değişse de hayatın içinden çıkmaz.
Hele bu alışkanlık menfaat temelliyse, şekil değiştirir ama asla ölmez.
Adı değişir, rengi değişir, tabelası yenilenir…Ama imtiyaz, imtiyaz olarak kalır.
Osmanlı’dan devraldığımız bazı kavramlar vardır ki, kanunlar kaldırsa bile zihinlerde gizli bir raf bulur. Gedik hakkı, bu rafın en tozlu ama en el uzatılamayan köşesidir.
Gedik: Bir dükkânın değil, bir imtiyazın kapısı oldu. Osmanlı lonca düzeninde gedik, bir meslek icra etme izniydi. Bu izin devletin verdiği ayrıcalıklarda saklıydı.
Devlet rekabeti sınırlar, esnaf düzeni korurdu. Karşılıklı bir sadakat…
Ama aynı zamanda açık bir inhisar, yani tekel düzeni.
Sonra ne oldu? Gedik büyüdü. Ekonomik değer kazandı. Devredildi, satıldı, kiralandı. Hatta babadan oğula miras bırakıldı.
Bir noktadan sonra zanaatkârı koruyan bir sistem olmaktan çıktı; kazanç kapısına dönüşmüş bir imtiyaz müessesesi halini aldı.
Osmanlı’da imtiyaz sadece içeride değildi İçeride lonca gedikleri, dışarıda kapitülasyonlar…
Demiryolları, limanlar, elektrik hatları…
Bir ülkenin can damarları olan bu hizmetler yabancı şirketlerin eline geçince,
imtiyaz artık sadece bir “hak” değil, bağımlılık ve sömürü mekanizması oldu.
Taa..1913’te “Gediklerin İlgası” hakkında kanun geldi. Kâğıt üzerinde gedik kapandı.
Devlet dedi ki: “Artık herkes serbestçe mesleğini icra edebilir.” İmtiyaz yok. Dedi ama sadece dedi.
Ama tarih bize şunu öğretir:
Bir imtiyaz öldüğünde, başka bir kılıkta geri şekil, ad, renk, parti, sıfat değiştirir illah ki geri döner. Nasıl mı? O da devam yazılarında… Bu etti 1.’si.