Kimse “Afet” Demiyor
Mersin bir sel afeti yaşadı. Evet, açık açık “afet” diyorum.
Çünkü yaşanan şey birkaç tarlanın su alması, birkaç ürünün ziyan olması değil.
Bu, üretimin kalbinden vurulmasıdır.
Ama garip bir sessizlik var.
Ne güçlü bir ses yükseliyor ne de yeterli bir sahiplenme…
Sanki yaşananlar olağanmış gibi.
Mersin sıradan bir şehir değil.
Türkiye’nin sebze-meyve deposu. Çiftçinin emeği burada yalnızca Mersin’i değil, tüm ülkenin sofrasını besler.
Ama bugün pazara giden herkes gerçeği çıplak gözle görüyor:
Domates 120 TL, Salatalık 100 TL, Limon 100 TL…
Çiftçi zaten mazotla, gübreyle, elektrikle boğuşuyordu. Bir de sel vurdu. Ama en acısı ne biliyor musunuz? Çiftçi yalnız kaldı.
Kimse çıkıp “Mersin afet bölgesi ilan edilsin” demiyor.
Kimse yüksek sesle “Bu bir doğal afettir, destek şarttır” diye haykırmıyor.
Bugün limon 100 TL ise, bu fırsatçılıktan önce bir ihmalkârlığın sonucudur.
Çünkü zamanında destek verilmezse, üretici kaybeder; üretici kaybederse halk kaybeder.
Mersin’de yaşanan sel, yalnızca çiftçinin değil, tüketicinin de cebini yakıyor.
Ama hâlâ bir “afet refleksi” yok. Ne hızlı hasar tespiti, ne borç erteleme çağrısı, ne de güçlü bir kamuoyu…
Buradan açıkça söylemek gerekiyor:
Mersin’de yaşanan bir afettir.
Çiftçi perişandır.
Piyasadaki fiyat artışları tesadüf değil, sonuçtur.
Yetkililerden, yerel yöneticilerden, meslek odalarından ve siyasetçilerden beklenen şey nettir:
Sessizlik değil, sahiplenme.
Gecikme değil, acil destek.
Çünkü tarım susarsa, sofralar konuşur.