Yazmak bugüne kalmıştı.
Hafta başında Valimiz Atilla Toros ile arkadaşlarımızla beraber güzel bir sohbet yapma fırsatı bulduk.
Öncelikle söylemem gerek ki; Sayın Vali Mersin ile ilgili tüm konulara vakıf, çözümleri konusuna da hakim.
Mersin’de yaşıyorsam bende Mersinliyim diyecek kadar Mersin’i seviyor.
Bu bakış açısı önemli.
Asayiş konusunda çok önemli ilerlemeler kaydettik, daha huzurlu ve barışçıl bir kent yaratma gayretlerimiz sürecek mesajını verdi.
Eğitime büyük önem veriyor.
Yeni eğitim yuvaları yapma, yaptırma gayretinde.
Mersin’i potansiyeli çok yüksek, gelişmeye çok açık bir kent olarak görüyor.
Verdiği bilgilerle bizi umutlandırdı, Mersin’e daha iyimser bakmamızı sağladı dememde bir sakınca yok.
Öyle oldu çünkü.
Bu güzel sohbet için Sayın Valimize teşekkür ediyorum.
**
Mersin’e dönersek:
Potansiyelimiz var.
Ve yüksek.
Doğru.
Ama bir türlü ivmelenemiyoruz.
Bu da doğru.
“Neden peki” sorusu aklımıza geliyor doğal olarak.
İncelenmesi gereken konumuz bu.
“Neden!..”
Benim teşhisim bellidir.
Yıllardır yazar dururum, her fırsat bulduğumda, her ortamda anlatır konuya dikkat çekmek için çabalarım.
Sahipsiz değiliz derim israrla.
Sahip çıkmıyoruz derim.
Yerel dinamiklerin vurdumduymazlığıdır teşhisim.
Küçük olsun, benim olsun mantığının hakimiyetidir bu kentin elini ayağını tutup bağlayan birinci sebep.
Koltuğa yapışıp kalanlardır.
Fikir üretmeyenlerdir.
Çözüm üretmeyen, üretme kabızı yöneticilik anlayışıdır.
Sormayanlar ile hesap vermeyenlerin bir arada, iç içe yaşayabildiği sosyal ve siyasi iklimdir.
Koca koca STK’lara bakın.
Meslek guruplarına bakın.
Esnaf yapılanmalarına bakın.
Küçüklü büyüklü derneklere bakın.
Yerel yönetimlere bakın.
Körelmemizin sebebini görürsünüz.
Ne görüyorsak işte onu yaşıyoruz on yıllardır.
Yaşıyoruz.
Yaşatıyorlar.
Alıştık.
Alıştırdılar.
Böyle gelmiş.
Böylece de gider mi?.
Onu da siz söyleyin gari…
**
Sevdiğim Laflar:
“DERİN OLAN KUYU DEĞİL; İP KISA!...”