Bir doğum günü… Neşe, gülüş, arkadaşlık demek. Söndürülen mumlar, paylaşılan bir çikolata, çocukça bir sevinç.
Ama Tarsus’ta bir lisede bu masum sevinç, birkaç saat içinde hastane koridorlarına taştı. Yine Tarsus, yine Tarsus ..Son zamanlarda “Son kullanma tarihi geçmiş , sağlıksız ürünlerin şehri “ diye anılır oldu..
Bir öğrencinin doğum günü için aldığı çikolatalar…
İyi niyetle dağıtıldı, paylaşıldı, yenildi.
Ardından mide bulantısı, baş dönmesi, panik… Ve ambulanslar. On çocuk, zehirlenme şüphesiyle hastaneye kaldırıldı.
Allah’tan sağlık durumları iyi. Ama bu “ucuz atlatıldı” demekle geçiştirilecek bir mesele değil.
Zabıtanın markette yaptığı ilk incelemeler çok tanıdık bir manzara..
Sağlıksız koşullar, son kullanma tarihi geçmiş ürünler, denetimsizlik…Yani raflarda duran ama aslında tehlike saçan ürünler.
Bir çocuğun doğum günü hediyesi, başka çocukların hastanelik olmasına neden oluyor.
Bu sadece bir gıda sorunu değil, bu vicdan sorunu.
Çikolata ,bir çocuğun harçlığıyla alınan, masum bir mutluluk kaynağı.
Ama eğer o ürün uygun koşullarda saklanmamışsa, tarihi geçmişse, denetlenmemişse; o çikolata artık tatlı değil, zehirdir..
Asıl düşündürücü olan şu, bu çikolatalar daha önce kaç kez satıldı?
Daha önce kaç çocuk yedi, kaç aile fark etmedi?
Kaç mide ağrısı “üşütmüş” denilerek geçiştirildi?Okullar, kantinler, marketler…
Çocukların en çok temas ettiği alanlar.Ve ne yazık ki en çok ihmal edilenler.
Bir doğum gününün böyle sonuçlanması hepimize şunu hatırlatıyor:
Denetim, kağıt üzerinde bir görev değil; hayat kurtaran bir sorumluluktur.
Bu olayın ardından soruşturma sürüyor, incelemeler yapılıyor.
Ama esas soruşturmayı biz toplum olarak kendimize açmalıyız.
Kâr mı, çocuk mu? Raf mı dolsun, vicdan mı rahat olsun !
Bir çocuğun hastane yatağında serumla geçirdiği birkaç saat, kimsenin kazandığı parayla telafi edilemez.