Karanlığı kandil gibi taşıyan yolcu;
Zaman nehir değildir aslında,
Nehirleri içinde gezdiren sensin.
Evren taş değil, gök değil, boşluk değil;
Bir nefeslik sır: sarılı, katlanmış düzen.
Her şey her şeydedir; sen de bendesin,
Ben sende saklı.
Hakikat, kelâmın söylenmeyen gölgesi.
Sır ise bir erik çekirdeği:
Kabuğunda acı, özünde cennet kokusu.
Özü görüp kabuğu kırabilenlere selam ola!
Doğa unutmaz; tohum toprağa,
Gölge göğe, taş eski taşa döner.
Biz duymasak da varlıklar birbirine seslenir;
Duyanın perdesi açılır, sükût asıl olur.
Kalpler bir tek kalp gibi atar bir an;
O anda sır görünür:
Tüm zerreler bütüne,
Bütün zerrelere düşer.
Kader der kimisi, bilene lütuf.
Her "hiç" bir doğumun eşiği.
Soran yürür; yürüyenin cevabıdır
Rüzgârın suskun sözü:
"Ne isen, onun tohumusun."
Işık dışarıda aranmaz;
Beden kandil, ruh fitil, ışık sır.
Işığı görmedim, onu karanlığa sormuşum.
Kalbin zifiri kuyusunda
Ne gözün izi var ne aklın sesi,
Yalnızca suyun dibindeki yansıma.
Evren dağınık değil, biz şaşı;
Evren suskun değil, biz gürültüye tutsak.
Her şeyin sesi var,
Dinlemeyi unuttuk.
Bir söz bir hücreyi,
Bir hücre bir bedeni,
Bir beden bir kavmi uyandırır.
Hiçbir pervane boşuna yanmaz;
Her yanış bir doğuştur.
Işık gölgeye muhtaç;
Her varlık bir diğerinin
hem sebebi hem sonucudur.
Dinlemekle başlar yol,
Sükût ile tamam olur.
Ve sonunda tek bir cümle kalır:
"Ben, biz'im."
Sonra sus.
Nefesin içinde bütün evren durur.