‘Hürmüz’deki sorunları Mersin’i çok önemli hale getirdi’



12 Mayıs 2026 Salı 17:36

MTSO Başkanı Hakan Sefa Çakır, Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada savaşların eksik olmadığını belirterek, “Hürmüz’deki sorunlar Mersin’i çok önemli hale getirdi. Mersin’in konumu çok kıymetli ve avantajlı. Tüm yollar Mersin’de buluşuyor. Mersin’i bir lojistik merkez olarak hazırlamalıyız” dedi.

Haber Merkezi

 

Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır, Kanal 33 – Sun TV ortak yayınında Gündemin Nabzı Programı’nda Fatih Alkar’ın sorularını yanıtladı. Küresel savaşların tedarik zincirlerine etkilerinden kentin lojistik potansiyeline, yurtdışı rekabet gücünün artması için Made in Türkiye anlayışının bir devlet politikası olması gerekliliğinden Mersin’i ihracatta Türkiye’nin ilk 3 ili arasına yerleştirme hedefine kadar birçok konu ele alındı. Amerika-İran savaşını değerlendiren Başkan Çakır, “Savaşı konuşurken hep Trump diyoruz ama bunun Amerika’nın bir devlet politikası olduğunu da düşünmeliyiz. Biz Mersin olarak bir dış ticaret kentiyiz. Savaşlar ve dış ticaretteki hareketler lojistikteki sorunlar bizi olumlu da olumsuz da olsa bir şekilde etkiliyor. Dış ticareti takip etmek zorundayız ve bizim kurtuluşumuz ihracatta. Hürmüz boğazındaki kapanmalar, savaşlar tedarik zincirlerini kesintiye uğratıyor.  Hepimiz ABD savaşı kaybetti, İran kazanıyor diyoruz ama büyük resme bakınca Trump Kasım seçiminde oy kaybedebilir belki ama ABD’nin genel politikası olarak İran’ın ekonomik gücünü düşürmesi yolunda önemli bir adım atıyor. Uzun vadede bakınca İran’ın ekonomik potansiyelini düşürdü ve bu Amerika için avantaj. Evet, rejimi değiştiremedi, nükleeri yok edemedi başarısızlık gibi görünüyor ama ABD sisteminde liderlerden ziyade uzun vadede ABD ne kazanacak diye bakılıyor. İran gibi bir gücü ekonomik olarak olumsuz etkiledi. İkincisi, önemli bir partner olan Çin’i İran gücünü düşürerek ve deniz yollarındaki hareket kabiliyetini etkileyerek Çin’i de vurdu. Uzun vadeli politikalarda ABD avantajlı pozisyona gitti. 1991’den beri dünyada süper iki güç vardı. Ardından Rusya’daki olaylar ve ABD’nin tek süper güç olması ve ABD’nin tek kalmasıyla daha iyi dünya olacak diye düşünülürken bu gücünü daha kötü yönlerde kullanmaya başlaması sorun oldu. Diplomasiyle bağdaşmayan tavırlar ortaya kondu. İran’da yapılanlar, İsrail’in yaptıkları hiçbiri kabul edilecek durumda değil. Tek güç kabul edilemez olduğu görüldü. Öngörüsüz bir dünyada yaşıyoruz. Yarın her an her şey olabilir. Bu da hepimizi zorlayan bir durum. Özellikle Türkiye gibi sistemle yönetilen, görevlerin belli olduğu ülkeler için sıkıntılı. Süper güçlerin değilse de orta kademedeki ülkelerin olduğu bir dünya düzeni avantaj olur ama ikili süper gücün olacağı bir düzene gidileceği görünüyor” dedi.

 

“PETROLÜN ETKİLERİNDEN ABD OLUMLU ETKİLENDİ”

“Çin ve Hindistan’ı önemli bir yere koyuyor musunuz?” sorusunu da yanıtlayan Çakır, “Hindistan gelecekte büyüyecek önemli pazarlardan biri ama Çin ve ABD üzerinde hareket edilecek gibi görünüyor. Bu belirsiz durumdan kim kazandı? Tedarik zincirinde ABD Şirketleri LNG Pazarından paylarını yüzde 27’den yüzde 48’e çıkardı. Amerikan şirketleri büyük avantaj yakaladı. Petrolün etkilerinden ABD olumlu etkilendi, kazandı ama bizim bölgemiz Ortadoğu, Avrupa, Körfez, Çin dahil çok olumsuz etkileniyor. AB, enerji krizinden kaynaklı savunma sanayinde de güçlü olmadığından orada da zorluk yaşanıyor. AB şu anda alternatif yakıtlar arama durumuna gitti. Hidrojen yakıt ve elektrikli yakıtlara gitti. Bu da ileride petrol kullanımını azaltma sinyali veriyor. Bu savaş hemen bitecek gibi görünmüyor ama böyle de politikalarla Çin ve İran’ı zayıflatarak ortada öngörüsüzlüklerle bir şeyler kazanılmaya çalışılıyor. Bunları iyi okumamız lazım.

 

“TARIM VE GIDA ÇOK ÖNEMLİ”

Tarım ve gıdanın çok önemli olduğunu vurgulayan Çakır, “Bu üretim olmadan sanayi, lojistik olmuyor, turizm, ticaret olmuyor. Doğru üretim yapmanız, sonra bunu pazarlayacak doğru yollarınız olması gerekiyor. Yurtdışına satmanız gerekiyor. Bu nedenle tedarik zincirleri çok önemli. Coğrafyamızdan savaşlar eksik olmuyor. Şu anda devletimiz bunu iyi görünce koridorlara çok önem veriyor. Irak Kalkınma Yolu’nu hep konuşuyoruz Mersin’e gelecek dedik. Hicaz demiryolunun tekrar Türkiye’ye gelmesine yönelik çalışma var. Gaziantep - Mersin arasında görünen Hızlı Tren yatırımı Habur’a kadar gidecek. Geçtiğimiz günlerde Irak heyetini ağırladık. Hürmüz’ün kapanması sonrası Irak ve Suriye çok önemli birer ülke oldu. Hürmüz’deki sorunlar Mersin’i çok önemli hale getirdi. Geçen haftalarda Almanya’ya gittik. Mersin - Filyos, Filyos - Köstence ve Köstecne - Almanya’dan Roterdam’a taşıma için. Bükreş, Zonguldak ve Mersin TSO Almanya’da buluştuk. Duisport’a gittik. Orada büyük kanallar var. Tuna nehri üzerinden Almanya’ya taşıma yapılıyor. Burada yeşil line denilen hat üzerinden Duisport’a ürünler geliyor buradan demiryolu ve karayolu taşımasıyla ürün Avrupa’nın her yerine ulaşıyor. Bu konuda neler yapabiliriz diye görüştük. Fizibilitesini yapıyoruz.  Mersin konumu çok kıymetli ve avantajlı. Tüm yollar Mersin’de buluşuyor. Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan, Mısır Suriye’ye giden yollar burada buluşuyor. Mersin’i bir lojistik merkez olarak hazırlamalıyız. Hava, kara, demiryolu, depolarla her alanda hazırlamalıyız. Devletin hazırlığı da bu yönde. Mersin şu anda Türkiye’nin önemli bir merkezi” diye konuştu.

 

“VERGİ PAKETİ İHTİYACIMIZ OLDUĞU ZAMANDA ÇIKTI”

Yeni vergi paketlerini de değerlendiren Çakır, “Vergi paketi çok önemli bir zamanda ihtiyacımız olduğu bir zamanda çıktı. Dış ticaret firmalarına imalat yapıp da ihracat yapan firmalara çok ciddi avantaj sağlıyor. Bir de transit ticaret yapan firmalara önemli avantajlar sağlandı. Savaş sonrası Dubai’de finansta dağılma oldu. İran ve Dubai’nin finans gücünü buraya çekmek istendi. İhracatçımız zor durumda. İmalat erbabı da finansa ulaşma yönünde kredi yüksekliği, enflasyon yüksekliği hep konuşuyoruz. Zararına çalışarak hareket ediyorlar. Siz zaten ihracat yapıyorsunuz satış oluyor diyorlar ama biz de müşterilerimizi kaybetmemek için ki o gün Mehmet Şimşek bakanımızla da konuştuk. Biz ihracat yapıyoruz pazarları kaybetmemek için zararına olsa da yapıyoruz dedik. Bu döviz kurlarıyla, girdi maliyetleriyle rekabet edemiyoruz o nedenle desteğe ihtiyacımız var. İhracatçının döviz bozdururken yüzde 3 avantajları vardı Nisan sonunda bitiyordu tekrar uzatıldı. Biz bunu yüzde 5’e kadar çıkartabilir miyiz diye bakıyoruz çünkü enflasyonun altında kaldı. Kur artışı bu konuyu da dillendirdik ama yüzde 3 de bir avantaj. Yüzde 20 yerine yüzde 9 vergi vereceksin ama önce firmanın kar etmesi lazım. Finans konusunda biraz daha destek verilirse daha avantajlı konuma gelebiliriz” şeklinde konuştu. 

 

“VERGİ TEŞVİKLERİ EN ÇOK MERSİN’E YARAYACAKTIR”

“Made in Türkiye konusunda açıklamalarınız oldu bu konuda neler söylersiniz?” sorusuna da önemli açıklamalarda bulunan Çakır, “Mersin büyüyor, büyüyecek de. Bunu doğru ve sağlıklı bir büyüme modeliyle yapmalıyız. Gelişmişlik endeksinde 25’ten 12’ye yükseldik. Bunu 5’e taşıyabiliriz. Mersin gelişiyor. Bunu da tüm Mersin dinamikleriyle aynı yöne kürek çekmesiyle sağlıyoruz.  Vergi teşviklerinin en çok Mersin’e yarayacağını söylüyoruz. İhracat kenti yapacağız dedik geçtiğimiz konferanslarından birisinde. Mersin’i ihracatta ilk 3’e çıkaracağız dedik. UR-GE projelerimizi yapacağız daha çok firmamızı yurtdışına götüreceğiz. Fuarlara daha çok gidip daha çok ziyaret edeceğiz. 20 firmadan bir tanesi bağlantı yaptığında önemli kazanımlar oluşuyor. Almanya Fuarı’na giden bir firma dönüşte hemen hidrojen yatırımı yaptı. Firmalar kabuğunu kırmalı ve yurtdışına çıkmalı. Firmalar Odamızın ya da OSB’nin organizasyonlarıyla yurtdışına gidiyor. En son İtalya’da Mobilya Fuarına gittik. Dünyanın en iyi mobilya fuarlarından biri. Bu fuarda çok ziyaretler yapıldı. Gösteriş yerine doğal malzemeler kullanılmaya başlandığını gördük. Dünya artık daha çok rahata önem veriyor. Sürdürülebilirlik önemli. Kaliteli sağlıklı ürüne önem veriliyor. Bizim de Mersin olarak Türkiye olarak toprağımız, arazimiz pahalı. İşçilik maliyetlerimiz, girdi maliyetlerimiz artıyor. Rakip ülkelerimizle rekabet için markaya ihtiyacımız var. Made in Türkiye markamızın güçlenmesi gerekiyor. Ulusal ve uluslararası markalarımız artığında, Made in Türkiye’nin altında ürettiğimiz her ürünü 100 yerine 150 Euro’ya satılabilecek. Firmalarımızın da kentlerimizin de bu çatı altında sürdürülebilirliğini ve standardını sağlayacağız. Bir yemek ikram ederken hizmet alırken her seferinde aynı standartta hizmet sunabilmeliyiz. Bu maliyetlerle ve kurlarla rekabet şansımız yok. Bunu en iyi İtalya - Fransa yapıyor. Onları inceledik. İtalya Milano’ya gittik ve neler yaptıklarını araştırdık. Markalaşmayla ilgili bakanlıkları var. Sadece İtalya markasını güçlendirmek için bakanlıkları var. Bunun altında üniversiteler, tasarım atölyeleri çalışıyor. Hikaye yazan kurumlar var. Bir ürünü hikayesiz sunamıyorsunuz. Bizim de doğru hikayelerimiz var, özel değerlerimiz var. Türkiye markasını oluşturunca girişimci sayımız çok fazla. Çok ürün değil, kaliteli ürünü doğru şekilde satmalıyız. Birlik olmamız lazım. İtalya otomotiv, tekstil, uzay yaşam gibi birçok sektörde vadiler kurmuşlar. Buralarda önemli çalışmalar var. Örneğin otomotiv firmalarını bir araya toplamışlar ve etrafında 50 km çapında yedek parça üreten firmaları da oraya getirmişler. KOBİ’leri birleştirip üniversite ve meslek okullarını da buraya getirmişler. Kümelenmişler. Yardımlaşıp ar-ge, reklam ve pazarlamayı da birlikte yapıyorlar. Otomotivde de tekstilde de ya da başka sektörlerde böyle. Made in Türkiye’yi ülke olarak markalaştırmalıyız. Devlet politikası olmalı. Biz de sürdürülebilir ürünlerle devlet politikasına destek vermeliyiz. Ülkenin yeniden doğuş politikası olması lazım. Başka türlü kurtuluş olmayacak. Hikayen yoksa seni kimse bilmiyor. Bu konuda slow food çalışması yaptık. Yerelde üretilen değerlere sahip çıkarak, bu ürünleri şehrimizde tattırarak, ulusal ve uluslararası boyuta getirerek sağlıklı üretim yapılmasını sağlamak için çalışıyoruz. Yerel değerleri ortaya çıkarıyoruz. Yeryüzü pazarlarında üreticilere de destek verip yerel değerleri lezzete dönüştürüyoruz. Sağlıklı üretimlerle ilgili çalışmamız var. Bu çalışmayı, MTSO, Büyükşehir ve Slow Food yöneticileriyle birlikte yürütüyoruz. Bu da şehrimizin markalaşması için kıymetli bir adım” dedi.

 

“MERSİN SAVUNMA SANAYİNE HAZIR DİYORUZ”

Savunma sanayisinin kendileri için çok kıymetli olduğunun altını çizen Çakır, “OSB ile birlikte her yıl Savunma Sanayi Fuarı’na gidiyoruz ve ilk kez bir kent olarak Mersin olarak işbirliği içinde stant kurup firmaları fuara götürüyoruz. Hem savunma sanayi firmaları hem de savunma sanayi ekibi tarafından bu tutum çok önemseniyor. Mersin, savunma sanayine hazır diyoruz. Ticaret Bakanı, Savunma Sanayi Bakanı, üst düzey yetkililer hepsi Mersin standını ziyaret ediyor. 16 firma götürdük Mersin SAHA’da sloganıyla. Güzel olan savunma sanayin yatırımlarının tek bir merkezde toplanmaması. Ankara çok güçlü ama Anadolu’nun değişik alanlarına yaymamız lazım deniyor. En güçlü adaylardan biri Mersin, çünkü DASSAD kümemiz var. Çok güçlü firmalarımız var. Fuarı 120 ülkeden 150 binin üzerinde katılımcı ziyaret etti. Otonom insansız araçlar öne çıkıyor, yapay zeka destekli savunma sanayi teknolojileri ön planda. Savunma sanayi tüm Anadolu’yu kapsıyor. Mardin’den Samsun’dan, Sivas, Maraş’tan firmalar vardı. Sanayiyi hızlandırıyor. Siz burada başlangıç olarak savunma sanayine ürün üretiyorsunuz ama bunun daha sonra ihracatını da sağlayacak duruma getiriyorsunuz. Kalıcı bir gelişmişlik istiyorsak ülkenin sanayisi güçlü olmalı. Etrafımız savaş çanağı. Yüzde 80 üretimimiz kendimize ait. Barış içinde ülkemiz çok güçlü duruyor. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Türkiye, savunma sanayinde marka olmuş durumda. Güç gösterisi yapıyor ve orada çok ciddi anlaşmalara imza atıldı. 150 binden fazla ziyaretçi çok ciddi bir rakam. Bu seyahatler çok kıymetli. Tekstil firmasını, gıda firmasını götürdük o fuara. Bir firmamız poşet yapıyor ve dolaba koymadan köfte o poşette 25 yıl saklanabiliyor ya da kuru fasulye. Bunlar askeriyeye hizmet veren firmalar. Tekstil firması kurşun geçirmez ürünler dikebilirim diyor. Tüm Türkiye birlik olmuş. Şu anda 2029’da aya inecek uzay gemisinin mercekleriyle ilgilenen firmayla görüştük. İyi gidiyoruz” İfadelerini kullandı.

 





Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

Yapılan yorumlarda IP Bilgileriniz kayıt altına alınmaktadır..!



 



ANASAYFA
MASAÜSTÜ GÖRÜNÜM
HABER ARŞİVİ


KÜNYE


İLETİŞİM

mersinhaberci.com © Copyright 2016-2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden
yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz.

sanalbasin.com üyesidir

URA MEDYA