Koray Ünlü
Filo Jet faciasının üzerinden geçen zamana rağmen ailelerin adalet ve yanıt arayışı sürüyor. Hayatını kaybedenlerin yakınları, kazazedeler ve hala bulunamayan 3 yaşındaki Asel’in ailesi adına Özgür Çocuk Parkı’nda yapılan açıklamada, facianın tüm sorumlularının ortaya çıkarılması çağrısı yapıldı. Aileler adına açıklama yapan Avukat Berkan Aydoğan, bu faciada yakınlarını kaybeden ailelerin ve kazazedelerin vekilleri olarak, bugün Mersin Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduklarını belirterek, “Başvurumuzun amacı, yalnızca geminin son dakikalarında yaşananları değil, geminin o sefere çıkarılmasına kadar uzanan bütün karar ve sorumluluk sürecini ortaya çıkarmaktır. Bu nedenle suç duyurumuzda Türkiye'deki Filo Gemi Acentalığı Lojistik ve Taşımacılık Ticaret Limited Şirketi nezdindeki yöneticilik ve temsil görevleri ile KKTC Filo Denizcilik şirketindeki hissedarlık bağlantısının araştırılmasını istediğimiz Saim İlkılıç'a, Türkiye'deki şirketin merkez yönetimi ve müdürler kurulu kapsamındaki görev ve yetkilerinin araştırılmasını istediğimiz Ahmet Dönüş'e,
KKTC Filo Denizcilik şirketinde hissedar olarak belirtilen Mehmet Can Dönüş'e, KKTC şirketinde direktör ve hissedar olarak belirtilen Ali Özdülger'e, Aynı şirkette şirket sekreteri ve hissedar olarak belirtilen Süleyman Dilek'e yer verdik. Bunlarla birlikte, Türkiye ve KKTC'deki ilgili şirketlerin diğer ortaklarının, müdürlerinin ve fiilî karar yetkililerinin; geminin kaptanının ve ilgili mürettebatının; klas, sörvey, belgelendirme ve liman işlemlerinde görev aldığı belirlenecek kişilerin de bireysel cezai sorumluluklarının araştırılmasını talep ettik. Bu isimleri açıklarken özellikle vurguluyoruz: Hiç kimseyi yalnızca şirket ortağı, yönetici, çalışan veya denetçi olduğu için suçlu ilan etmiyoruz. İstediğimiz, her bir kişinin olay tarihindeki görevinin, yetkisinin, bildiği risklerin, aldığı kararların ve varsa yerine getirmediği yükümlülüklerin somut delillerle ortaya çıkarılmasıdır.

“KİM BAKIM KARARINI VERDİ?”
Kim bakım kararını verdi? Kim teknik uyarıları aldı? Kim hangi eksikliği biliyordu? Kim müdahale edebilirdi? Kim hangi kararıyla veya ihmaliyle bu sonuca katkıda bulundu? Bu soruların hiçbirinin cevapsız kalmasını istemiyoruz. Başvurumuzda Türkiye'de soruşturma yürütülmesinin koşulları ile yer yönünden yetkinin ayrı ayrı değerlendirilmesini istedik. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 12, 13 ve 14. maddeleri çerçevesinde; Türkiye'de gerçekleşmiş olabilecek eylem ve ihmallerin yerinin, şüphelilerin Türkiye'deki yakalanma, yerleşim ve adres durumlarının araştırılmasını talep ettik. Gerektiğinde CMK 14 kapsamında yetkili merciin belirlenmesine ilişkin yolun işletilmesini de istedik. Amacımız, yetki konusunda peşinen hüküm vermek değildir. Amacımız, bu değerlendirme yapılırken delillerin kaybolmaması ve Türkiye'deki sorumluluk bağlantılarının araştırılmadan bırakılmamasıdır.
KKTC'de yürütülen adli süreci biliyor ve takip ediyoruz. Bu süreci yok saymıyoruz. Türkiye ve KKTC makamları arasında etkili adli iş birliği kurulmasını, mevcut dosyaların kişi ve fiil kapsamının belirlenmesini istiyoruz. Ancak bir yerde soruşturma yürütülüyor olması, başka kişilerin farklı kararlarının ve ihmallerinin araştırılmamasına gerekçe yapılmamalıdır.
“GEMİNİN SEFER ÖNCESİNDEKİ TEKNİK DURUMU NEYDİ?”
Talebimiz, sorumluluğun yalnızca kaptan ve mürettebatla sınırlandırılmamasıdır. Karar gemide alınmışsa gemide, şirket merkezinde alınmışsa şirket merkezinde, bakım veya denetim sürecinde alınmışsa o süreçte araştırılmalıdır. Bir geminin neden battığını öğrenmek zorundayız. Ancak yalnızca son dakikalarda ne olduğunu değil, o son dakikalara nasıl gelindiğini de öğrenmek zorundayız. Bu nedenle şu soruların belgelerle ve uzman incelemeleriyle cevaplandırılmasını istiyoruz: Geminin sefer öncesindeki teknik durumu neydi? Bakım, onarım ve denetimleri ne zaman, kimler tarafından, hangi bulgularla yapıldı? Önceden bildirilmiş bir arıza, su alma sorunu veya güvenliği etkileyen başka bir durum var mıydı? Böyle bir bildirim varsa kimlere ulaştı ve bunun üzerine hangi işlemler yapıldı? Türkiye ve KKTC'deki şirketler arasında bakım, teknik yönetim, acentelik ve sefer organizasyonu bakımından nasıl bir görev paylaşımı vardı? Sefer kararı hangi bilgiler üzerine ve kimlerin yetkisiyle verildi? Acil durum ve tahliye imkânları yeterli miydi; olay sırasında nasıl kullanıldı? Tespit edilecek eksikliklerin batmaya, tahliyeye ve can kayıplarına etkisi ne oldu? Bunlar, peşinen suçluluk ilan etmek için değil, maddi gerçeğe ulaşmak için sorduğumuz sorulardır. Bu amaçla şirketlerin olay tarihindeki sicil ve temsil kayıtlarının, bakım ve onarım belgelerinin, teknik raporların, denetim kayıtlarının, şirket yazışmalarının, sefer ve haberleşme verilerinin gecikmeden korunmasını ve incelenmesini talep ediyoruz.

“AMACIMIZI CEVAPSIZ KALAN SORULARIN CEVABINA ULAŞMAKTIR”
Geminin maliki, donatanı, işleteni, teknik yöneticisi ve acentesinin kim olduğu; bu sıfatların hangi şirketlerde ve kişilerde toplandığı, onaylı kayıtlar ve sözleşmeler üzerinden belirlenmelidir. Sorumluluk, unvanlara bakılarak değil; görevler, bilgiler, kararlar ve somut davranışlar ortaya konularak belirlenmelidir. Bu dosyanın Tarsus'ta çok somut bir insani karşılığı da var. Müvekkilimiz Gökmen Gönül'ün bu faciada hayatını kaybeden oğlu Özgür, Tarsus'ta defnedildi. KKTC'den alınan istinabe kararı kapsamında, Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından fethi kabir, yani mezarın adli inceleme amacıyla açılması işlemi gerçekleştirilecek. Bir aile için evladını toprağa vermek zaten tarifsiz bir acıdır. Şimdi aynı aile, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için mezarın yeniden açılacağı bir süreçle karşı karşıyadır. Bu işlemin insan onuruna ve ailenin acısına saygı gösterilerek, uzmanlar eliyle ve bilimsel gerekliliklere uygun biçimde yürütülmesini bekliyoruz. Amacımız acıyı yeniden yaşatmak değil; cevapsız kalan soruların cevabına ulaşmaktır.
“DELİLLER EKSİKSİZ TOPLANSIN VE KORUNSUN”
Ve Asel. Üç yaşındaki Asel, facianın üzerinden iki ayı aşkın süre geçmesine rağmen hala bulunamadı. Asel'in ailesi için bekleyiş bitmedi. Bir haber beklemek, ne olduğunu bilememek, arama çalışmalarının hangi aşamada olduğunu öğrenmeye çalışmak; bu ailenin her gün yeniden yaşadığı bir gerçeklik. Asel'in akıbetinin açıklığa kavuşturulmasını, arama faaliyetlerine ilişkin bilgilerin aileyle düzenli olarak paylaşılmasını ve mevcut teknik imkânların bu amaçla değerlendirilmesini istiyoruz. Ailenin içinde bulunduğu hukuki belirsizliği gidermek için Siverek'te de gerekli başvuruları yapacağız. Ancak altını özellikle çiziyoruz: Nüfus ve ölüm kaydına ilişkin hukuki işlemler, Asel'in bulunması talebinden vazgeçildiği anlamına gelmez. Hiçbir kayıt işlemi, ‘Asel nerede?’ sorusunun yerine geçemez. Buradan yetkili makamlara çağrımız şudur: Türkiye ve KKTC'de yürütülen adli süreçler arasında etkili iş birliği sağlansın. Deliller eksiksiz toplansın ve korunsun. Her bir kişinin sorumluluğu ayrı ayrı araştırılsın. Aileler, yürütülen işlemler hakkında düzenli olarak bilgilendirilsin. Soruşturma, yalnızca görünen son halkayla sınırlı tutulmasın; karar ve sorumluluk zincirinin tamamına ulaşılsın. Biz bir basın açıklamasıyla hüküm kurulmasını istemiyoruz. Bütün delillerin toplandığı, her kişinin kendi davranışının araştırıldığı ve ailelerin gerçeğe ulaşma talebinin karşılık bulduğu bir adli süreç istiyoruz. Basın mensuplarından ve kamuoyundan beklentimiz de bu dosyayı yalnızca facianın yıldönümlerinde hatırlamamalarıdır. Çünkü ailelerin kaybı, haber gündeminden düştüğünde sona ermiyor. Bu insanların her birinin bir adı, bir ailesi, yarım kalan bir hayatı vardı. Geride kalanlar için bu dosya yalnızca bir soruşturma numarası değildir. Bugün burada onların adına adalet istiyoruz. Gerçeğin bütün yönleriyle ortaya çıkarılmasını, sorumluluğu tespit edilenlerin hukuk önünde hesap vermesini ve başka ailelerin aynı acıyı yaşamaması için gerekli tedbirlerin alınmasını istiyoruz. Hayatını kaybedenlerin hatırasına, ailelerinin haklarına, kazazedelerin taleplerine ve Asel'in bulunması çağrısına sahip çıkarak bu süreci takip edeceğiz” dedi.