Haber Merkezi
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), ortaokul ve liselerde uygulanacak Ortak Yazılı Sınav Sistemi’ni tanıttı. Yeni sistemde sınavlar açık uçlu ve kısa cevaplı sorulardan oluşacak; soruların bir bölümü öğretmenler tarafından hazırlanırken diğerleri Bakanlığın soru havuzundan seçilecek.
“EĞİTİMDEKİ SINIFSAL EŞİTSİZLİKLER AÇISINDAN CİDDİ BİÇİMDE SORGULANMALI”
Eğitim Sen Mersin Şubesi Yürütme Kurulu, yeni düzenlemeyi eleştirerek, “Eşitsiz koşulları standart sorularla ölçmek, eğitimde adalet sağlamaz” tepkisi verdi.
“Bakanlığın açıklamasına göre iki soru zümre öğretmenlerince hazırlanacak, diğer sorular öğretmenlerin belirlediği güçlük düzeylerine göre merkezî havuzdan otomatik olarak gelecektir” denilen açıklamada, “Ölçmede ortak standart hedefiyle sunulan bu düzenleme; öğretmenin mesleki özerkliği, öğrencilerin farklı öğrenme koşulları ve eğitimdeki sınıfsal eşitsizlikler açısından ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Eğitim Sen’in savunduğu kamusal ve demokratik eğitim anlayışı; öğrencilerin farklı ihtiyaçlarını gözetmeyi, eğitimdeki eşitsizlikleri gidermeyi ve öğretmenlerin pedagojik karar yetkisini güçlendirmeyi gerektirir. Sendikamızın Demokratik Eğitim Kurultayı’nda da vurgulandığı üzere öğretmenler, merkezî politikaların teknik uygulayıcıları olarak görülemez.
“YOKSULLUĞUN SONUÇLARI ÖĞRENCİYE BAŞARISIZLIK OLARAK YÜKLENEMEZ”
Özel ders, kaynak kitap, bilgisayar, düzenli beslenme ve sessiz bir çalışma ortamına erişebilen öğrenciyle; ailesinin geçimine katkıda bulunan, ev içi bakım sorumluluğu üstlenen veya temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan öğrenci aynı öğrenme koşullarına sahip değildir. Öğretmen eksikliği yaşayan bir okul ile yeterli kadroya, kütüphaneye ve laboratuvara sahip bir okul arasındaki fark, ortak soru havuzuyla ortadan kaldırılamaz.
Bu koşullar hesaba katılmadan sınav puanlarına yüklenen anlam, ekonomik ve toplumsal eşitsizliklerin öğrencinin kişisel yetersizliği gibi sunulmasına yol açabilir. Öğrencilerin öğrenme eksikliklerini belirleyen bir sistemin değeri, bu eksiklikleri gidermek için sağlanan ücretsiz ve erişilebilir desteklerle birlikte değerlendirilmelidir. Bakanlığın sorumluluğu, eşitsizlikleri kayıt altına almanın ötesinde, onları ortadan kaldıracak kamusal kaynakları sağlamaktır” denildi.
DİLSEL VE KÜLTÜREL FARKLILIKLAR PEDAGOJİK SÜRECİN PARÇASIDIR
Öğrencilerin okula farklı ana dilleriyle, yaşam deneyimleriyle ve kültürel birikimleriyle geldiğinin anımsatıldığı açıklamada, “Sorularda kullanılan sözcükler, örnekler ve gündelik yaşam bağlamları bütün öğrenciler için aynı ölçüde tanıdık olmayabilir. Belirli bir gelir grubunun veya kültürel çevrenin deneyimlerini olağan kabul eden sorular, ölçülmek istenen bilgi ve beceriye öğrencinin o çevreye aşinalığını da karıştırabilir.
Özellikle ana dili eğitim dilinden farklı olan öğrencilerin, alan bilgisini ifade ederken yaşadığı dilsel güçlükler gözetilmelidir. Kültürel farklılıklar eksiklik olarak değerlendirilemez. Ana dili temelli çok dilli kamusal eğitim, kapsayıcı materyaller ve öğrencinin ihtiyacına uygun dil desteği, eğitimde eşitliğin temel gereklilikleridir.
AÇIK UÇLU SORU KULLANMAK, TEK BAŞINA NİTELİKLİ DEĞERLENDİRME SAĞLAMAZ
Öğrencinin düşüncesini gerekçelendirmesine ve farklı çözüm yolları geliştirmesine olanak sağlayan açık uçlu sorular değerlidir. Ancak bir sorunun açık uçlu olması, onun kendiliğinden bilimsel, tarafsız ve kapsayıcı olduğu anlamına gelmez. Soru niteliği, puanlama ölçütleri, farklı geçerli yanıtlara açıklık ve öğretmenin değerlendirme için sahip olduğu zaman belirleyicidir.
Süreç odaklı değerlendirme; öğrencinin başlangıç düzeyini, zaman içindeki gelişimini, sınıf içi çalışmalarını ve ihtiyaçlarını birlikte ele almalıdır. Sınav sonuçlarını ayrıntılı tablolara dönüştürmek, bu pedagojik ilişkinin yerini tutamaz. Engelli öğrencilerin erişilebilirlik gereksinimleri, gerekli sınav uyarlamaları ve bireyselleştirilmiş eğitim programları da her aşamada güvenceye alınmalıdır.
“ÖĞRETMENİN KARAR YETKİSİ GÜÇLENDİRİLMELİDİR”
Öğrencisini ve sınıfındaki öğrenme sürecini tanıyan öğretmenin sınav hazırlama alanının daraltılması, öğretimi havuzdaki soru kalıplarına yöneltme riski taşımaktadır. Soru bazında puan girişi ve raporlama işlemleri de öğretmenin iş yükü açısından değerlendirilmelidir. Öğretmenin zamanını öğrencisine ayırmasını sağlayacak düzenlemeler yapılmalı; dijital sistemler yeni bürokratik yükler üretmemelidir.
NE YAPILMALI?
Bu nedenle Millî Eğitim Bakanlığını; OYSS’nin zorunluluk kapsamını ve hukuki dayanaklarını açıkça paylaşmaya, öğretmenlerin ve sendikaların katılımıyla uygulamayı yeniden değerlendirmeye, soru havuzunu öğretmenin pedagojik kararlarını destekleyen bir kaynak olarak düzenlemeye; zümrelerin soru hazırlama ve uyarlama yetkisini korumaya, soruları gelir, bölge, dil, kültür, toplumsal cinsiyet ve engellilik açısından olası yanlılıklar yönünden incelemeye, öğrenme eksikliklerine karşı ücretsiz destek sağlamaya; okul bütçelerini, öğretmen kadrolarını ve eğitim olanaklarını güçlendirmeye, öğrenci verilerinin korunmasını güvenceye almaya; sonuçların öğrenci, öğretmen ve okulları sıralayan bir baskı aracına dönüşmesini önlemeye çağırıyoruz.
Eğitimde adaletin yolu, her çocuğun nitelikli eğitime erişimini güvence altına almaktan geçer. Laik, bilimsel, demokratik, kamusal, parasız ve ana dilinde eğitim hakkını; öğrencilerimizin geleceğini ve öğretmenlerin mesleki özerkliğini birlikte savunacağız” ifadelerine yer verildi.