HEDİYE EROĞLU
Tarsus Belediye Meclisinden, Günyurdu Mahallesi’nde yapılmak istenen tuz madenine tepki geldi.
Proje nedeniyle ilk başta bin 800 dekar arazinin etkileneceğini sonrasında ise bu rakamın artmasından endişe edildiğini söyleyen Hüseyin Ak, 71 yıl işletilecek madene karşı, “Günyurdu Mahallesinde Kıvanç Maden Şirketi tarafından tuz madeni projesi kapsamında Mersin Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünce olumlu ÇED raporu verilmiştir. Ancak ÇED raporu hazırlanırken Günyurdu Mahallesi halkının her hangi bir görüşüne yer verilmemiş, burada bir toplantı yapılmamıştır. Köye yaptığımız ziyarette vatandaşlarla görüştüğümüzde hiç kimsenin bu projeyi istemediğini, suyunu ve toprağını kaybedeceğinin endişe içerisinde olduğu görülmüştür. Proje kapsamında yaklaşık bin 800 dekar etkilenecek olup bu başlangıçtır ve bu rakamın giderek artacağı söz konusudur.
Proje nedeniyle çiftlikle uğraşan ve narenciye ekim dikimi yapan yöre sakinleri ciddi şekilde mağduriyet yaşayacaktır. Nasıl ki Sanlıca Köyünde yapılmak istenen çimento fabrikasına nasıl karşı çıktıysak, tüm siyasi partiler hep birlikte destek verdiyse yine aynı tepkiyi vermeliyiz. Tuz madeni yapılmasını istemiyoruz” dedi.
TARSUS BELEDİYESİ’NDEN GÖRÜŞ ALINMADI
Başkan Ali Boltaç da, “Bu konu önemli bir konu bizim sınırlarımız içerisinde ama bildiğim kadarıyla bize de görüş sorulmadı” diyerek, tepkisini dile getirdi. Hiçbir bilgileri olmadığını projenin direk bakanlık onayı ile hayata geçirilmek istendiğini belirten Boltaç, “Araştıracağız, takipçisi olacağız çünkü tuz nedenlerinin ne kadar su ihtiyacı olduğunu biliyorum. Suyun da ülkemiz, dünyamız için ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Mevcuttaki suyun o madene yeterli olup olmayacağına ilişkin kaynakların iyi bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. Çünkü o madende çok ciddi miktarda su ihtiyacı olacaktır. Maden 71 yıl süreyle işletilmek istenmektedir. 71 yıl boyunca oradaki uyu tüketecekler ki bu çok sarsıcı çevre etkileri yaabilir. Bundan dolayı da toplumumuz bilinçlendirmemiz gerektiğine inanıyorum. Konuyu biraz araştırmakta fayda var. Her siyasi görüşe mensup arkadaşımızın; insanlarımızın sağlığı, çevremizin doğamızın temizliği, kirliliği sularımızın ne kadar önemli olduğuna en az biliyorum onlarda benim kadar önem veriyor” diye konuştu.
GALEYANA GETİRME TARTIŞMASI
AKP’li Serkan Akkaya ise Tekeli Ören köyünde mevcut bir tuz madeni işletmesi olduğunu ve 7 yıldır faaliyet olduğunu anımsatarak, “Çok uygun olmasaydı bu madene de izin verilmezdi. Tarsus’ta geçmişte yine benzer bir maden daha vardı, Soda Sanayinin kullandığı. Bunu bir irdelemek lazım derseniz onların çevreye verdiği bir etkiye bakalım, köy halkına da bakalım. Ben bir madenciyim, mesleğim bu. Madenler Türkiye’ye katma değeri çok yüksek gelirler katmaktadır. Tabiki çevresel etkisel değerleri yapan insanlar bu konunun uzmanlarıdır. Bence milleti galeyana getirecek çok şey yapacak bir durum yok. Günyurdu’nun tamamı kabul etmiyor diyoruz yarın bir gün maden ocağı açıldığında orada işe girdiklerinde daha farklı pozisyonlar olur” dedi.
Başkan Boltaç ise araya girerek, “Galeyana gelecek bir durum yok. Artısını eksisini tartışmamız lazım” dedi. Akkaya ise “Şuan kimse galeyana getiriliyor demedim ama galeyana getirmekle bir şeye gerek yok zaten Tarsus’ta çalışan tuz kuyuları var” yanıtı verdi. Başkan Ali Boltaç ise konunun araştırılması gerektiğinde ısrarcı oldu.
“BİZİM İTİRAZIMIZ MADENE KARŞI OLMAK GİBİ BİR KARŞITLIĞA DAYANMIYOR, BİLİME, YAŞAM HAKKINA DAYANIYOR”
CHP’li Şerif Durmaz ise olayın vahametinin büyük olduğunu söyleyerek, Günyurdu’nun 2 bin 400 kişinin yaşadığı ve insanların geçimini tarımsal üretim ile elde ettiği bir bölge olduğunu kaydetti. Bu mahallenin yanı başında 71 yıl sürmesi planlanan ve içerisinde 120 kuyunun bulunduğu tuz madeninin açılmak istendiğini aktaran Durmaz, “Bizim itirazımız madene karşı olmak gibi bir karşıtlığa dayanmıyor. Bizim karşıtlığımız; bilimin, kamu yararının, ekolojik yaşamın ve halkın yaşam hakkının yanında duruyor.
MADEN İÇİN GEREKEN SU İHTİYACININ SANİYEDE 60 LİTRE, BÖLGENİN KAPASİTESİ İSE 25 LİTRE
Üstelik dile getirdiğimiz kaygıların önemli bir kısmı şirketin kendi hazırladığı proje dosyasındaki verilere dayanıyor. Dosyada günlük yaklaşık 5 bin 376 metreküp yer altı suyu kullanılacağı belirtiliyor. Bu miktar yılda yaklaşık 2 milyar metreküpe denk geliyor. Ve bu projenin birkaç yıl değil, 71 yıl sürmesi öngörülüyor.
Yine proje dosyasında; maden için gereken su ihtiyacının saniyede 60 litre olduğu ancak bölgeden emniyetli şekilde çekilebilecek su miktarının ise saniyede 25 litre olduğu belirtiliyor.
71 YIL BOYUNCA BU SU ÇEKİLDİĞİNDE YER ALTI SUYUNUN SEVİYESİ NE OLACAK?
Emniyetli su çekme kapasitesi 25 litre olarak ifade edilen bir bölgede saniyede 60 litre suya ihtiyacı olan bir proje hangi bilimsel hesapla sürdürülebilir kabul edilmektedir?
71 yıl boyunca bu su çekildiğinde yer altı suyunun seviyesi ne olacak?
Çiftçinin kuyusu, limon, portakal bahçelerinin ve tarımsal üretimin ve bu ailelerin geleceği ne olacak?
Bu sorulara açık ve bilimsel cevap verilmesi gerekiyor çünkü su her hangi bir ticari girdi değildir, su yaşam hakkıdır. Bu ovanın suyu biterse sadece birkaç köy kurumaz, tarımsal üretim, geçim kaynakları ve köy yaşamı bundan doğrudan etkilenir.
TOPRAK TUZLANIRSA NE OLACAK?
Bir diğer önemli mesele toprağın tuzlanmasıdır. Bu proje kapsamında ortaya çıkacak yüksek yoğunluktaki tuzlu suyun tarım arazilerinin bulunduğu bölgelerden taşınması söz konusudur. Boru hattında meydana gelebilecek sızıntı veya kazanın narenciye bahçelerine verebileceği zarar nasıl hesaplanmıştır? Yıllarca emek verilerek yetiştirilen bir limon bahçesine tuzlu su karışırsa bunun telafisini kim yapacaktır?
Toprak sadece üzerinde üretim yapılan bir alan değildir. Toprak geçimdir. Hafızadır, gelecek kuşaklara bırakılan mirastır. Bir şirketin ekonomik zararı telafi edilebilir ama tuzlanmış bir ovanın yerine yenisini koyamazsınız.
“ÇÖKMEYE KARŞI KAYGILARA, ‘BİR ŞEY OLMAZ’ DENİLEREK CEVAP VERİLEMEZ”
Projenin üzerinde durulması gereken başka bir boyutu da yer altında oluşturulacak büyük boşluklardır. Proje dosyasına göre yer altında 120 kuyu açılacaktır. Bu boşlukların üzerinde insanların evleri, bahçeleri ve yolları bulunmaktadır. Çökme, göçme gibi risklerden söz edilen bu proje dair yurttaşların kaybı duyması son derece normaldir. Bu kaygılara karşı, ‘bir şey olmaz’ denilerek cevap verilemez. Bilimsel güvenliği ortaya koyacaksınız, riskleri açıkça hesaplayacaksınız, bağımsız bilim insanlarının incelemesine imkan tanıyacaksınız.
“BİZİM SUYUMUZ, TOPRAĞIMIZ VE GELECEĞİMİZ HAKKINDA KARAR VERİRKEN BİZİM SÖZÜMÜZ NEDEN YETERİNCE DUYULMUYOR?”
Her şeyden önce orada yaşayan halkı dinleyeceksiniz. Çünkü demokrasi orada yaşayan insanların yaşam alanları hakkında alınan kararlarda söz sahibi olmasıdır. Günyurdu halkının sorduğu soru çok açıktır; bizim suyumuz, toprağımı ve geleceğimiz hakkında karar verirken bizim sözümüz neden yeterince duyulmuyor? Bu soruyu görmezden gelemeyiz.
“BİR YATIRIMIN EKONOMİK GETİRİSİ HALKIN YAŞAM HAKKINDAN DAHA DEĞERLİ OLAMAZ”
Projenin bir başka etkisi ise gürültü ve yoğun araç trafiğidir. Tesisin 24 saat çalışması tanker ve kamyon hareketliliğinin yıllarca devam etmesi planlanıyor. Bu mesele sadece teknik bir desibel hesabı değildir. Orada yaşayan çocuğun, yaşının, sabah bahçesine giden çiftçinin yaşam huzurudur. Bir yatırımın ekonomik getirisi halkın yaşam hakkından daha değerli olamaz.
“YÜKÜ HALKA, KAZANCI SERMAYEYE BIRAKAN BİR KALKINMA ANLAYIŞINI KABUL ETMİYORUZ”
Projenin işletme döneminde öngörülen istihdam sayısı 18 kişidir. O zaman kamuoyunun şu soruları sormak son derece meşrudur; 18 kişilik istihdam için binlerce insanın suyunu, toprağını ve yaşam alanını ilgilendiren bir çok ölçekte bir risk almaya değer mi? Risk Günyurdu’nda kalacak, su Günyurdu’ndan çıkacak. Trafiği, çevresel etkileri Günyurdu yaşayacak. Projenin Günyurdu’na gerçek ve sürdürülebilir katkısı nedir? Bizim itirazımız tam da burada ortaya çıkıyor; yükü halka, kazancı sermayeye bırakan bir kalkınma anlayışını kabul etmiyoruz. Kalkınma insanla birlikte olur. Çiftçiyi yok sayarak, suyu tüketerek, toprağı kirleterek kalkınma olmaz.
“DOSYADA Kİ KAMU KURULUŞLARININ GÖRÜŞLERİ TÜM İZİNLERİN ALINMASI ŞEKLİNDE YORUMLANMAMALI”
Dosyada çeşitli kamu kuruluşlarının görüşlerinin bulunması tüm izinlerin alınması şeklinde yorumlanmamalıdır. ÇED süreci başka, su tahsisi başka, tarım alanlarına ilişkin izin süreçleri başkadır. Bir kurumun kendi görev alanıyla ilgili koşullu görüş bildirmesi projenin tüm sonuçlarına sınırsız onay verdiği anlamına gelmez. Bu nedenle Günyurdu halkı adına beklentimiz nettir; tüm süreç şeffaf biçimde kamuoyuna açıklansın. Su kullanımına ilişkin hesaplamalar bağımsız bilim insanlarının değerlendirmesine açılsın.
“HİÇBİR KURUM, BAKANLIK PROJE İÇİN ‘UYGUNDUR’ DEMEMİŞTİR”
ÇED raporuna gelince; hiçbir kurum, hiçbir bakanlık bu proje için ‘uygundur’ dememiştir. Orman Müdürlüğü sadece ‘burası orman sayılmaz’, ‘Kültür Müdürlüğü ‘burada SİT alanı yoktur’, TEİAŞ, ‘elektrik hattı var dokunma’, Botaş ‘boru hattıma yaklaşma’ demiş. Her kurum sadece kendi kapısının önüne bakmış.
Tarım Müdürlüğü ise izin vermek bir yana açıkça ‘faaliyete balamadan önce izin alınır’ demiş.
DSİ ise buranın sulanabilir tarım arazisi olduğunu yazmış ve Toprak Koruma Kurulundan olumlu görüş şartı koymuş. Yani projenin en temel iki izni; tarım dışı kullanım ve su tahsisi bugün itibariyle alınmamıştır, yoktur. Her kurum görüşünün altına ‘alınacaktır, sağlanacaktır’ diye tek tek yazılmış. Bunların hepsi alt alta dizilince tüm devlet kurumlarının onayladığı bir proje görüntüsü çıkmış ama taahhüt etmek başka izin almak başka şeydir.
“GÜNYURDU HALKI İLE AYNI MASAYA OTURULSUN”
Jeolojik riskler yeniden ayrıntılı şekilde incelenmelidir. Tarım arazileri üzerindeki etkiler göz ardı edilmesin. Gerekli tüm kamu izinlerinin durumu kamuoyuyla açıkça paylaşılsın. Ve en önemlisi Günyurdu halkı ile aynı masaya oturulsun çünkü orada yaşayan insanlar bu projenin 3’üncü kişiler değil, bu projenin asıl öznesidir. Suyu içen, toprağı eken, bahçeyi büyüten, çocuklarını orada yetiştiren onlar, onların geleceği hakkında onlar yok sayılarak karar verilemez.
“BARIŞ HALKIN KENDİ GELECEĞİNDE SÖZ SAHİBİ OLMASIDIR”
Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günüdür. Barış yalnızca insanlar arasında kurulamaz, doğayla da barışmak zorundayız. Suyunu tükettiğimiz çiftçiye, toprağını riske attığımız köylüye barıştan söz edemeyiz. Barış aynı zamanda adalettir, ekolojik yaşamdır. Barış halkın kendi geleceğinde söz sahibi olmasıdır. Bu nedenle Günyurdu halkının demokratik hukuk mücadelesinin yanında olmaya ve bu sürecin takipçisi olmaya devam edeceğiz. Çünkü bir madenin rezerv bittiğinde başka bir rezerv bulabilir ama bir ovanın suyunu tüketir, toprağını kaybederseniz yeni bir ova yaratamazsınız. Biz çocuklarımıza yalnızca bugünü değil yarının Tarsus’unu da borçluyuz ” diye konuştu.