Haber Merkezi
Özgür Çocuk Parkı’nda bir araya gelen Mersin Emek ve Demokrasi Platformu üyeleri, alacaklarını alamadıkları için direnen maden işçilerine destek verdi. Platform adına konuşan SES Mersin Şube
Sekreteri Barış Keskinkılıç, verilen sözlerin bir an önce tutulmasını ve işçilerin alacaklarının derhal ödenmesini istedi. Maden işçilerinin haklarının sermayeye peşkeş çekilemeyeceğini vurgulayan Keskinkılıç, “Bugün burada yalnızca Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işçilerinin ödenmeyen ücretleri ve tazminatları için değil; emeğiyle yaşayan milyonların karşı karşıya olduğu sınıfsal sömürü düzenine, işçinin hakkını sermayenin çıkarlarına feda eden politikalara ve hakkını arayan emekçinin karşısına kolluk gücünü çıkaran anlayışa karşı sesimizi yükseltmek için bulunuyoruz. Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işçileri aylardır en temel hakları için mücadele ediyor. İşçiler sadaka ya da lütuf istemiyor. Çalışarak hak ettikleri ücretlerini, tazminatlarını ve diğer alacaklarını istiyorlar. Bunun için yürüdüler, direndiler, Ankara’ya geldiler, holding ve bakanlıkların kapısına dayandılar. Kendilerine verilen ödeme sözlerine rağmen sorun çözülmedi; işçiler kendi alın terlerinin karşılığını alabilmek için yeniden mücadele etmek zorunda bırakıldı. Bir holdingin işçiye olan borcunun aylarca ödenmemesine göz yumulurken, alacağını isteyen işçinin karşısına neden polis çıkarılmaktadır? Sermayenin teşvikini, kredisini, vergi kolaylığını takip eden devlet, işçinin alın terinin hesabını neden aynı kararlılıkla takip etmemektedir?
“BU TABLO TESADÜF DEĞİLDİR”
Madencilerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na gitmek isterken gözaltına alınması, yaşananların yalnızca bir iş uyuşmazlığı olmadığını göstermektedir. İşçilerin hak arama mücadelesinin karşısına kolluk gücü ve idari yasaklar çıkarılmıştır. Bu tablo tesadüf değildir. Bu tablo, yıllardır sürdürülen sermaye yanlısı ekonomi politiğin sınıfsal sonucudur. Devletin sınıfsal tercihi emekten yana olmalıdır! İşçi ücretini alamadığında beklemesi söyleniyor. Tazminatını alamadığında uzun hukuki süreçlere gönderiliyor. İşten çıkarıldığında ‘piyasa koşulları’ deniliyor. Sendikalaştığında baskıyla karşılaşıyor. Hakkını aramak için yürüdüğünde önü kesiliyor. Ama sıra sermayeye geldiğinde teşvikler, krediler, vergi kolaylıkları ve kamu kaynakları devreye sokuluyor. Sermayenin karı korunurken işçinin ücret, yaşam, örgütlenme ve direnme hakkının sınırlandırılmasını kabul etmiyoruz! Madenci üretmezse kömür çıkmaz. İşçi çalışmazsa fabrika işlemez. Emekçi üretmezse çark dönmez. Bütün toplumsal zenginliğin temelinde emek vardır. Buna rağmen emeğin yarattığı değer giderek daha fazla sermayenin elinde birikirken, o değeri yaratan işçiler yoksulluğa ve güvencesizliğe mahkûm edilmektedir. Bir tarafta büyüyen holding servetleri, diğer tarafta ücretini ve tazminatını almak için yüzlerce kilometre yürüyen madenciler varsa karşımızdaki mesele yalnızca birkaç aylık alacak meselesi değildir.
“İŞÇİLERİN ÖDENMEYEN HAKLARINI İSTEMESİ SUÇ DEĞİLDİR”
Burada açık bir sınıfsal çelişki vardır: Bir tarafta sermaye, diğer tarafta emek vardır. Bugün madencinin başına gelen yarın metal işçisinin, tekstil işçisinin, belediye emekçisinin, öğretmenin, sağlık emekçisinin ya da tarım işçisinin karşısına çıkabilir. Bu nedenle madencilerin mücadelesi hepimizin mücadelesidir. Hak arayan işçi değil, işçinin hakkını gasp edenler hesap vermelidir! İşçilerin ödenmeyen haklarını istemesi suç değildir. Yürümek suç değildir. Basın açıklaması yapmak suç değildir. Sendikal örgütlenme suç değildir. Direnmek suç değildir! Asıl sorgulanması gereken, insanların çalıştırıldığı halde ücretlerinin ve tazminatlarının neden ödenmediğidir. Verilen sözlerin neden tutulmadığıdır. Kamu gücünün işçi alacaklarının tahsili konusunda sermayeye karşı neden aynı kararlılıkla kullanılmadığıdır.
“ORTAK SINIFSAL ÇIKARLARIMIZ ETRAFINDA BİRLEŞMEK ZORUNDAYIZ”
Türkiye’de yıllardır uygulanan ekonomi politikaları emeği ucuzlatmayı, örgütsüzleştirmeyi ve güvencesizleştirmeyi esas almaktadır. Emekçilerin ücretleri yüksek enflasyon karşısında erirken vergi yükü çalışanların omuzlarına bindirilmekte; işçiler, kamu emekçileri ve emekliler yoksulluğa sürüklenmektedir. Buna karşılık sermayenin kârlılığını koruyan mekanizmalar işletilmektedir. Yoksulluk artık bir sonuç olmaktan çıkarılıp yönetim biçimine dönüştürülmüştür. Biz buna mahkum değiliz! Ekonominin amacı bir avuç sermaye sahibinin servetini büyütmek değil, toplumun ihtiyaçlarını karşılamak olmalıdır. Yer altı ve yer üstü kaynaklarımız holdinglerin sınırsız kar alanı değil, halkın ortak varlığıdır. Madencilik başta olmak üzere stratejik sektörlerde kamucu, demokratik, ekolojik ve emek eksenli politikalar hayata geçirilmelidir. Madencilerin baretlerini yere vurarak çıkardıkları ses yalnızca Ankara’da değil; fabrikalarda, okullarda, hastanelerde, tarlalarda, limanlarda ve işyerlerinde yankılanmaktadır. O ses, ‘Geçinemiyoruz!’ diyen milyonların sesidir. O ses, ‘Emeğimizin karşılığını istiyoruz!’ diyen işçilerin sesidir. Sermayenin örgütlü gücünün karşısına ancak emeğin örgütlü gücüyle çıkılabilir. İşçileri farklı işkollarına, statülere ve kimliklere bölmeye çalışanlara karşı ortak sınıfsal çıkarlarımız etrafında birleşmek zorundayız. Patronların sınıf dayanışması varsa işçilerin de sınıf dayanışması vardır ve olacaktır!
“MADENCİLER YALNIZ DEĞİLDİR”
Mersin’den Beypazarı’na, Elazığ’a ve Ankara’ya sesleniyoruz: Madenciler yalnız değildir! Mersin Emek ve Demokrasi Platformu olarak; Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işçilerinin ücret, tazminat ve tüm yasal alacaklarının eksiksiz ve derhal ödenmesini, verilen sözlerin tutulmasını, sendikal örgütlenme ve hak arama özgürlüğüne yönelik baskıların son bulmasını istiyoruz. Hak arayan emekçilere yönelik gözaltı, abluka ve idari yasak politikalarından vazgeçilmelidir. Sendikal mücadele kriminalize edilemez. Kamu kaynakları sermayenin karını güvence altına almak için değil, halkın ihtiyaçları ve emeğin hakları için kullanılmalıdır. Bu ülkenin bütün değerlerini üreten biziz. Madenlerden kömürü çıkaran, fabrikaları çalıştıran, okullarda geleceği kuran, hastanelerde yaşamı savunan, tarlalarda üreten, limanlarda yük taşıyan, kentleri inşa eden biziz. Biz olmadan çark dönmez! Kurtuluşumuz sermayenin insafında değil, işçi sınıfının örgütlü ve birleşik mücadelesindedir. Bugün madencilerin yanında durmak yalnızca dayanışma göstermek değil, emeğin ortak geleceğine sahip çıkmaktır. Buradan sermayeye ve emeğin karşısında konumlanan siyasal iktidara sesleniyoruz: Verilen sözler tutulsun! Maden işçilerinin bütün hakları derhal ödensin! Emeğin örgütlü mücadelesinin önündeki baskılar kaldırılsın! Yaşasın sınıf dayanışması! Maden işçileri yalnız değildir! Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği!”