Haber Merkezi
Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde bir araya gelen Bugün Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin taleplerini açıkladı. Kadınlar adına konuşan Aysel Kılavuz, her zaman barış için ısrar ettiklerini belirterek, “Yaşadığımız coğrafyada yaklaşık elli yıldır süren savaş ve çatışmaların ardından silahların bırakılması kararıyla ölümlerin durmasının çok önemli bir kazanım olduğunu biliyoruz. Bu süreç demokratik, adil ve onurlu bir barışla tamamlanmalıdır. Bizler de barışın inşasında ve toplumsallaşmasında önemli bir adım olarak gördüğümüz Komisyona katılarak 5 acil talebimizi ilettik. Bugüne kadar taleplerimiz için mücadelemizi sürdürdük. Ancak Komisyon raporunda kadınların taleplerine yer verilmedi. Raporun dili ve bağlamı kadınların barış beklentisini karşılamaktan bir hayli uzaktı. Yine de bizzat TBMM’nin barış sürecinin siyasi sorumluluğunu üstlenmesinin önemini görerek raporun sonuçlarının barışın inşasının yolunu çizmek açısından taşıdığı önemin de altını çiziyoruz. Ancak raporun açıklamasının (18 Şubat 2026) ardından üç aydan fazla zaman geçmesine rağmen ne raporun öngördüğü yasal değişiklikler/düzenlemeler ne de hali hazırda var olan yasaların ve hukuki çerçevenin etkin biçimde uygulanması yönünde herhangi bir adım atıldı. Biz kadınlar bugün de kadın hareketinden feminist hareketten arkadaşlarımızla ve barışa destek vermek isteyen tüm kadınlarla buluşarak barış sözümüzü çoğaltmak ve güçlendirmek için bir araya geldik. TBMM’nin ve ilgili tüm kurumların yerine getirmesi gereken taleplerimizi genişleterek Meclis komisyonunun dikkatine sunduğumuz raporumuzun başlıklarını bir kez daha hatırlatmak istiyor ve neden barışta ısrar ettiğimizi somut güncel örneklerle yeniden ifade etmek istiyoruz. Siyaset suç olmaktan çıksın. Buna sebep olan Terörle Mücadele Kanunu ve benzerleri kaldırılsın; hasta mahpuslar başta olmak üzere, tüm siyasi tutsaklar serbest bırakılsın. Siyasetin suç olmaktan çıkarılması, Terörle Mücadele Kanunu başta olmak üzere ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemelerin kaldırılması ve hasta mahpuslar başta olmak üzere tüm siyasi tutsakların serbest bırakılması gerektiğini ifade etmiştik.
“TÜM KAYYUMLAR GERİ ÇEKİLSİN
Tüm kayyumlar geri çekilsin, kayyum atanmasının zeminini oluşturan ve OHAL bahanesiyle yasalaştırılan Cumhurbaşkanı Kararnamesi iptal edilsin. TBMM için hazırladığımız raporda çok detaylı haliyle paylaştığımız kayyım atamalarının bugün itibariyle hala devam ediyor olması süreç içerisinde atılmayan somut adımlardan bir tanesidir. DEM Parti’li Hakkari, Mardin, Batman, Halfeti, Siirt, Dersim, Bahçesaray, Akdeniz, Van, Kağızman Belediyeleri hala kayyımlarla yönetiliyor. Seçilmiş belediye eşbaşkanları görevlerine dönemedikleri gibi hukuksuzca açılan davalarla mücadele etmek zorunda kaldılar. 2016 yılında yaşanan kayyım dönemlerinde olduğu gibi bu süreçte de kayyımla yönetilen belediyelerin ilk icraatları kadın kazanımlarını yok saymak oldu. Kayyım atamalarının olduğu belediyelerde kadınlar için hizmet veren danışma merkezleri, yaşam evleri ya kapatıldı ya da işlevsiz hale getirildi.
“MÜZAKERELERİN EŞİT KOŞULLARDA YÜRÜTÜLMESİNİN SAĞLANMASINI TALEP EDİYORUZ”
Sürecin altyapısı oluşturulurken tüm kimlik ve aidiyetler için eşitlik ve kapsayıcılık temel alınsın. Bu kapsamda anadilde eğitim alma ve hizmetlere ulaşma önündeki engeller kaldırılsın. En temel insani haklar olan eğitim ve sağlık hakkı, özellikle Kürt illerinde ortaya çıkan somut eşitsizlik nedeniyle birçok hak kaybına neden oluyor. Kadınların, komisyon üyelerinin ve sivil toplumun Abdullah Öcalan dahil sürecin tüm tarafları ile görüşmesinin yolu açılsın. Son aylarda önce Suriye’de cihatçı HTŞ rejiminin Rojava’ya saldırısı, ardından İran’a yönelik emperyalist işgal hedefli ABD- İsrail saldırıları başladığında Abdullah Öcalan ile görüşmelerin ve hatta barış söyleminin dahi askıya alınması, gerekli yasal ve siyasal düzenlemeler yapılmadığında barış sürecinin dar siyasi çıkarlara kolayca heba edilebileceği tehlikesini gösterdi. Bu nedenle barışın gerçek anlamda kurulabilmesi, çatışmanın taraflarının birbirini yok saymadığı; toplumun ise sürecin dışında tutulmadığı bir siyasal zemini zorunlu kılar. Bu açıdan müzakerelerin eşit koşullarda yürütülmesinin sağlanmasını talep ediyoruz. Abdullah Öcalan’ın yürütülen müzakerelerin eşit müzakereci olarak tanınmasını sağlayacak gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Çatışma çözümü ve müzakere süreçlerinin ilerleyebilmesi için kadınların, sivil toplum temsilcilerinin ve bağımsız heyetlerin, sürecin tüm taraflarıyla doğrudan temas kurabilmesi güvence altına alınmalıdır. Öte yandan TBMM’de kurulan Komisyon, kendi raporuna ve dinlenen kadınların, sivil toplum örgütleri ile akademisyenlerin, gazetecilerin ortaya koyduğu görüşleri dikkate almalıdır.
“KADINLAR OLARAK BU SÜREÇTE EŞİT TEMSİL EDİLMİYORUZ”
Bu sürecin gerektirdiği tüm alt komisyonlar gündeme alınsın. Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu kurularak savaş suçları incelensin: Buna bağlı olarak cinsel şiddet faili üniformalı erkekler ve onları koruyup kollayan yapılar yargılansın. Zorunlu göçle boşaltılan, güvenlik bölgesi ilan edilen köyler sahiplerine iade edilsin, zararları tazmin edilsin. Yıllardır kadın mücadelesi, barış mücadelesi veren kadınlar olarak bu süreçte eşit temsil edilmiyoruz. Oysa savaştan doğrudan etkilenen kadınlar yakınlarını kaybetmiş, zorla göç ettirilmiş, gözaltında taciz ve tecavüze uğramışlarken bizzat bu mücadele içinde yer alan kadın hareketi bileşenlerinin, barışın toplumsallaşması ve inşası sürecinin aktif /etkin bileşeni olarak kabul edilmesi gerekiyor. Savaş süreçlerinin tüm sonuçlarıyla yüzleşilmesi, kadınlara karşı işlenen tüm suçların açığa çıkarılması, üniformalı şiddeti dahil kamu personelinin ve kolluk güçlerinin tüm cinsiyetçi uygulamalarının açığa çıkarılması ve cezalandırılması amacıyla yasal çerçevesi oluşturulmuş tam yetkili kadın hakikat komisyonlarının kurulması öncelikli talebimizdir. İpek Er, Gülistan Doku, Rojwelat Kızmaz, Rojin Kabaiş ve henüz aydınlatılmamış birçok olay Kürt kadınlara dönük saldırılarda erkek-devlet politikalarının özel ve sistematik olarak işletildiğini gösteriyor. Kadınlar farklı coğrafyalarda farklı politikalarla maruz kaldıkları saldırılar karşısında uzun süreye yayılan yargılamalar ve cezasızlık karşısındayken barışın ısrarla amacına denk sürdürülmediğini görüyoruz” diye konuştu.