HEDİYE EROĞLU
8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde Mor Dayanışma Kampüs Cadıları tarafından “Kadın Haklarına Yönelik Saldırılar & Örgütlü Kadın Mücadelesi Raporu” kamuoyuyla paylaşıldı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesinde yapılan açıklamada raporun genel başlıkları ile ilgili Milletvekili Perihan Koca bilgi verirken, üniversite raporunu Fatma Ardal ve Nisa Tuzla kamuoyuyla paylaştı.
2025’DE MERSİN’DE 8 KADIN ÖLDÜRÜLDÜ
“Türkiye’de kadınlar bir kadın kırımı, cins kırımı adeta bir savaş-iç savaş bilançosuyla karşı karşıya” diyen Koca, son 12 yılda 5 bin 659 kadının, iktidarın İstanbul Sözleşmesi’ni terk ettiği 1 Temmuz 2021’den bu yana ise; 2 bin 207 kadının erkekler tarafından katledildiğini aktardı. Bianet Erkek Şiddeti Çetelesi verilerine göre; erkeklerin, 2025'te en az 299 kadını ve 64 çocuğu öldürdüğünü söyleyen Perihan Koca, “16 kadına tecavüz etti, 1168 kadını fuhşa zorladı, 201 kadını taciz etti, 265 çocuğu istismar etti. Kadın cinayeti olarak kayda geçen 299 kadın cinayeti yanında, en az 471 kadının ölümü ‘şüpheli’ olarak kayda geçti.
Doğu Akdeniz illeri bazında bakacak olursak; 2025 yılında Mersin’de 8, Adana’da 14,
Hatay’da 7, Antep’te 10, Maraş’ta 4, Osmaniye’de 3, Adıyaman’da 2 ve Kilis’te 1 kadın erkekler tarafından öldürüldü” dedi.
“HER 3 EVDEN 1’İNDE ATEŞLİ SİLAH BULUNUYOR, HER 2 ERKEK YETİŞKİNDEN 1’İ SİLAHLI”
Kadına yönelik erkek şiddetine dair son yıllarda en önemli sorunun bireysel silahlanma olduğuna da dikkat çeken Milletvekili Koca, “Ne yazık ki, resmi anlamda bireysel silahlanma verilerine erişebilmemiz mümkün değil. Sivil toplum raporlarından derlediğimiz kadarıyla 2025 güncel verilerine göre; Türkiye’de yaklaşık 40 milyon civarında ateşli silah olduğu ifade ediliyor. 28 Eylül Bireysel silahsızlanma günü dolayısıyla derlediğimiz verilere göre: Bu tahmine göre yaklaşık 4 milyon silah yasal-ruhsatlı. Yaklaşık 36 milyon ve üzeri silah ruhsatsız-kayıtsız.
Her 3 evden 1’inde ateşli silah bulunduğu, her 2 erkek yetişkinden 1’inde silah olacağı/olduğu tahmin ediliyor.
Ülkemizde her yıl ortalama 4500-5000 kişi bireysel silahlarla ölürken kadın cinayetlerinde katledilen kadınların büyük çoğunluğu ateşli silahlarla katlediliyor.
Bu tablo- kadın cinayetlerine de yansıyor.
Örneğin bulabildiğimiz en güncel verilere göre 2025’te erkekler 201 kadını ateşli silahla öldürdü. Silahlar kadın cinayetlerinin başlıca aracı haline geldi.
Bireysel silahlanmayı engellemeyen, ateşli silah yasasını aile içi şiddetle ilişkilendirmeyen her siyasi tercih, kadınların yaşam hakkını doğrudan etkiler. Şiddet yalnızca cinayetle sınırlı değil.
KADES UYGULAMASI ÜZERİNDEN 2025 YILINDA; 1 MİLYON 480 BİN İHBAR YAPILDI
2025 yılında erkekler en az 724 kadını yaraladı. Yüzlerce kadın darp edildi, kesici aletle ya da silahla yaralandı. Ocak 2025 ve Ocak 2026 arasında Doğu Akdeniz bölgesinden medyaya yansıyan bir yıllık erkek şiddeti veri tabanına baktığımızda; Adana’da 64, Mersin’de 58, Hatay’da 46, Antep’te 71, Maraş’ta 39, Osmaniye’de 21, Adıyaman’da 24 ve Kilis’te 9 erkek şiddeti vakasının resmi kayıtlara basın aracılığıyla düştüğünü görüyoruz.
Bu veriler sadece medyaya yansıyanlar ve aslında yansımayan, şikâyet mekanizmalarında görünmez kılınan çok daha fazla vaka olduğunu biliyoruz.
İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre; yani kadına yönelik erkek şiddetinin giderek düştüğünü ifade eden kurumlara göre bile KADES uygulaması üzerinden 2025 yılında; 1 milyon 480 bin ihbar yapıldı ve 920 bin kadına müdahale edildiği ifade ediliyor ama hiçbirinin akıbetini bilmiyoruz. Devletin açıkladığı rakamlar bile şiddetin istisna değil, yaygın ve süreklilik taşıyan bir gerçeklik olduğunu gösteriyor.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun (KCDP) 2026 ocak ayı verilerine göre,
1 ay içinde 22 kadın cinayeti işlendi, 14 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Türkiye’de aynı gün içinde 6 kadının katledildiği bir tablo ile karşı karşıyayız. Kadın cinayetleri münferit değil, sistematik.
DURUM VAHİM AMA DEVLET BOŞANMA VE DOĞURGANLIK İÇİN ALARM VERİYOR
Basına yansıyan verilerden derlediğimiz kadarıyla; 1–13 Şubat 2026 tarihleri arasında en az 7 kadın cinayeti ve 5 şüpheli kadın ölümü olduğu bakın tablo bu kadar vahimken; devlet kurumları, kadın cinayetlerini önleme kadına yönelik erkek şiddetine yönelik önleyici tedbirler almak yerine boşanma oranlarındaki artış ve doğurganlık hızının düşüşü üzerine kırmızı alarm vermeyi tercih ediyor.
Geçtiğimiz gün TÜİK 2025 yılı evlenme ve boşanma istatistiklerini açıkladı. Toplam nüfusun 2025 yılı resmi verilerinde 1 milyon 956 bin 428 kişi olan Mersin’de yaklaşık, 970 bin kadın nüfus var. Nüfus bazında Mersin’de 2025 yılında boşanma sayılarının 188 bin 963’ten- 193 bin 793’e çıktığı resmi kayıtlara geçmiş durumda. Mersin’de evlenme oranları düşmüş durumda.
TÜİK, boşanmalarda 81 il arasında 7’inci il olduğunu ve kaba boşanma hızında ise Mersin’in 5’inci sırada yer aldığını, her 100 evlilikte boşanma oranı yaklaşık yüzde 40 ve üzeri seviyelerde seyrediyor. Mersin’de oran yaklaşık yüzde 43 civarında. İl verileri boşanmanın bireysel değil, ekonomik ve toplumsal koşullarla ilişkili yapısal bir süreç olduğunu gösteriyor.
“KADINLAR EN GÜVENDE OLDUĞU DAYATILAN YERLERDE, EN YAKINLARINDAKİ ERKEKLER TARAFINDAN ÖLDÜRÜLÜYOR”
Esas dikkat çekilen verilerin Aile Yılı politikaları ekseninde evlilik ve boşanma oranlarına endekslendiğini gören bir yerden. Hane içerisine sıkıştırılmak istenen kadınların en güvensiz-güvencesiz oldukları yerin de bu veriler doğrultusunda aile içi hane içi olduğu gerçekliğine dikkat çekmek istiyoruz.
Örneğin 2025 Kadın cinayetleri verilerinin ayrıntılarına baktığımızda, failler genellikle hane içinde. 2025 yılında öldürülen kadınların 104’ünü evli olduğu erkek, 32’sini eskiden evli olduğu erkek, 28’ini birlikte olduğu erkek, 24’ünü eskiden birlikte olduğu erkek öldürdü.
28 kadını akrabası, 18 kadını oğlu, 14 kadını babası, 7 kadını kardeşi öldürdü. 196 kadın ev içinde yaşamını kaybetti. Bu veriler bize açıkça şunu gösteriyor. Kadınlar en güvende olduğu dayatılan yerlerde, en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülüyor” dedi.
“MERSİN’DE YAKLAŞIK 970 BİN KADINA KARŞILIK 4 SIĞINMA EVİ HİZMET VERMEKTE”
Raporun sığınaklar ile ilgili bölümünde ise şiddet bu kadar yaygın ve sistematik bir artış içerisindeyken; 2024 TÜİK verilerine göre Türkiye’de 42 milyonun üzerinde kadın nüfusu varken; toplamda 150 sığınağın olduğunu aktaran Koca, toplam kapasitesinin yalnızca 3 bin 683 kişiyle sınırlı olduğunu söyledi.
“150 kadın sığınağından 112’si Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na, 35’i yerel yönetimlere, biri sivil toplum kuruluşuna, ikisi ise Göç İdaresi Başkanlığı gibi diğer kamu kurumlarına bağlı olarak faaliyet gösteriyor” diyen Perihan Koca, “5393 sayılı Belediyeler Kanununa göre; Nüfusu 100 bini aşan belediyeler sığınak açmakla yükümlü olmasına rağmen birçok belediye bu yükümlülüğü yerine getirmiyor;
Doğu Akdeniz illerine baktığımızda kadın nüfusuna karşılık kadın sığınma evi sayısının yetersiz olduğu açık şekilde görülmektedir. Örneğin Mersin’de yaklaşık 970 bin kadına karşılık 4 sığınma evi hizmet vermektedir.
Milyonlarca kadının yaşadığı bu kentlerde sığınma evi sayısının bu denli sınırlı olması, şiddete maruz bırakılan kadınların güvenli barınma hakkına erişiminin fiilen engellendiğini göstermektedir. Bu tablo erkek şiddetine karşı koruyucu-önleyici sosyal politikaların tasfiye edildiğini göstermektedir.
“SIĞINMA EVİ AÇMAYAN AKDENİZ, YENİŞEHİR, MEZİTLİ VE TOROSLAR İLÇE BELEDİYELERİNİN BU KEYFİ TUTUMDAN VAZGEÇMELERİNİ BEKLİYORUZ”
Halihazırda Mersin ilimizde 4 adet kadın sığınma evi vardır. Yerel yönetimlerin nüfusları 100 bini geçtiği halde sığınma evi açmayan Akdeniz, Yenişehir, Mezitli ve Toroslar ilçe belediyelerinin bu keyfi tutumdan vazgeçmelerini bekliyoruz. Kadın sığınma evlerinin mantığı kadınları şiddetten korumaktır. Bu korumanın birinci şartı da gizlilik ilkesidir. Mersin ilimizde adresi gizli kalması zorunlu olan kadın sığınma evlerinin açık adresleri herkes tarafından bilinmektedir. Dolmuş şoförlerinden otobüs şoförlerine kadar herkes kadın sığınma evlerinin adreslerini biliyor. Böyle bir durumda olası bir şiddet girişiminde şiddet faillerinin kadınları rahatça bulabilecek olması dehşet vericidir.
Bu konuda da yerel yönetimlerin ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın sorumluluk alması ve kadınların şiddetten uzaklaşmaları için gerekli adımları atması gerekmektedir.
Türkiye genelinde yalnızca 85 Şiddet İzleme ve Önleme Merkezi (ŞÖNİM) olup, sığınaklara erişim ŞÖNİM’ler üzerinden yürütülmektedir. Ancak raporlar ortak bir standart bulunmadığını ve uygulamanın çoğu zaman idarecilerin inisiyatifine bırakıldığını gösteriyor. Sığınaktan çıkan kadının bağımsız bir hayat kurabilmesi için işe, eve ve bakmakla yükümlü olduğu çocuğu varsa kreşe ihtiyacı var.
Bakanlık 83 bin çocuğa kreş hizmeti verildiğini açıklıyor; oysa Türkiye’de 0–5 yaş arasında yaklaşık 9,3 milyon çocuk bulunuyor. Yeni kreşler açmak yerine çocukları ‘komşu annelere’ bırakmayı öneren Aile Yılı kapsamındaki politika kamusal bakım sorumluluğunu bir kere daha kadınların sırtına yıkıyor. SED desteği, sosyal yardımlar ve SGK prim destekleri de kısıtlanırken, şiddetten çıkmak isteyen kadınlar barınma, gelir ve bakım açısından daha da güvencesiz bırakılıyor” dedi.
KADINLAR DAHA ÇOK İŞSİZ
Kadın yoksulluğu ise önemli bir boyuttadır. DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) 2026 yılı Şubat ayında yayınladığı ‘İşsizlik ve İstihdamın Görünümü Raporu’na göre geniş tanımlı işsiz sayısı 11 milyon 946 bine yükselirken, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 29,9 olarak hesaplandı. Geniş tanımlı işsizlik erkeklerde yüzde 24,2 ve kadınlarda yüzde 39,3’dür. Geniş tanımlı kadın işsizliği ile geniş tanımlı erkek işsizliği arasındaki fark 15,1 puandır. Genç kadın işsizliği oranı yüzde 23,7 olup, her dört genç kadından birinin işsiz olduğunu ortaya çıkarıyor.
3,9 milyon kişi haftalık 40 saatten az çalışıyor ve daha fazla çalışmak istiyor! 5,3 milyon kişi, çalışmak istemesine rağmen iş bulamıyor!
HER 10 İŞSİZDEN 8’İ İŞSİZLİK ÖDENEĞİNDEN YARARLANAMIYOR!
İşsizlik ödeneğine erişebilenler yalnızca yüzde 15,8 olması kadın yoksulluğunun sosyal koruma mekanizmalarıyla da derinleştiğinin bir diğer kanıtı. Kadınların işgücüne katılımının %36 düzeyinde kalması, istihdam oranının yüzde 32 civarında olması, sorunun iş bulamamakla sınırlı olmadığını; kadınların büyük bir bölümünün bakım yükü, güvencesiz çalışma biçimleri ve toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri nedeniyle işgücü piyasasının tamamen dışında bırakıldığını gösteriyor.
ADANA- MERSİN’DE KADINLAR DAHA ÇOK MEVSİMLİK İŞÇİ
Öte yandan elimizdeki verilere göre; Mersin'in de içinde bulunduğu TR62 (Adana, Mersin) bölgemizde kadınların işgücüne katılımı genel olarak yüzde 35-36 bandında seyretmektedir.
Ancak konu tarım sektörü olunca durum değişiyor. Tarım sektöründe ‘kayıt dışı’ çalışma oranı çok yüksek olduğu için bu oran çok daha yüksektir. Kadın tarım işçilerinin büyük çoğunluğu SGK kaydı olmaksızın, ‘mevsimlik’ statüsünde çalışıyorlar.
Özellikle Mersin'in Adanalıoğlu, Tarsus ve Silifke bölgelerinde çadırlarda kalan mevsimlik işçi kadınlar için hijyen ve temiz suya erişim gibi temel ihtiyaçlar da ciddi sorunlar olarak öne çıkıyor. Tarlaların çoğunda hala kadınlar için özel tuvalet/hijyen alanı yok. Bu durum ciddi üreme sağlığı sorunlarına ve enfeksiyonlara yol açıyor. Çadır bölgelerinde temiz suya erişim kısıtlı olduğundan, hijyen yükü yine kadının fiziksel emeğiyle (su taşıma vb.) çözülmeye çalışılıyor. Mevsimlik tarım işçisi ailelerde kız çocuklarının okul terk oranı, erkek çocuklarına göre çok daha yüksek. Kız çocukları ‘küçük kadın’ olarak tarlada ve çadırda annenin yardımcısı rolünü üstleniyor.
Kadın emeği bu ülkede ya görünmez kılınıyor ya da ucuzlatılıyor. Kadınlar çalışmak istiyor ama tam zamanlı ve güvenceli işlere erişemiyor. Erkek egemen sermaye düzeni kadınları esnek, yarı zamanlı, düşük ücretli işlere yönlendiriyor. İktidar da bunu ‘istihdam politikası’ diye sunuyor.
Ayrıca Dünya Ekonomik Forumu'nun bir araştırmasının verilerine göre; Bugün dünyada ücretsiz bakım emeğinin yüzde 76,3'ünü kadınlar veriyor. Dünyada her gün kadınlar 12,5 milyar saat bakım işi yapıyor.
Buna ekonomik bir veriye vurduğunuzda 10,8 trilyon dolar ediyor. 351 trilyon 360 milyar TL. Yaşlı bakımı, engelli bakıma, çocuk bakımı tümüyle kadınların üzerinde” diye konuştu.