HEDİYE EROĞLU
Mersin’de 21 Şubat Dünya Anadil Günü için buluşan sivil toplum kuruluşları, ses yükseltti. Özgür Çocuk Parkında yapılan etkinliğe; İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, Eğitim- Sen Mersin Şubesi, Sanatolia Kolektifi, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Mersin Şubesi ve Özel Öğretmenler Sendikası Mersin Şubesi destek verdi.
2 BİN 500 ANADİL YOK OLMA TEHLİKESİ İLE KARŞI KARŞIYA
Burada basın metnini okuyan İHD Yönetim Kurulu Üyesi Nurgül Elveren, anadili bireyin doğduğunda herhangi bir dışsal öğrenme çabasına girmeden içine doğduğu topluluğun günlük yaşamında kullandığı, sosyalleştiği, sanat ve kültürel değerlerini yaşadığı sosyal ortamdan doğal akışıyla öğrendiği dil olduğunu aktardı.
“Bu yönüyle anadil hakkı hem bireysel hem de ait olunan topluluğun kolektif hakkıdır” diyen Elveren, “Bugün dünya üzerinde 7 bin civarında dilin konuşulduğu ve bunların 2 bin 500 tanesinin yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğu bilinmektedir. Bu tehlikeye dikkat çekmeye çalışan UNESCO, 17 Kasım 1999 tarihinde 21 Şubat’ı Uluslararası Anadili Günü olarak ilan etmiş ve 2000 yılından bu yana dünyada kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla "Dünya Anadili Günü" olarak kutlanmaya başlanmıştır.
Anadili bireylerin mensup oldukları topluluklar içerisinde veya bir devlet yönetimi altında kendilerini en iyi ifade ettikleri, sosyalleştikleri ve kültürel varlıklarını sürdürdükleri dildir. Devletleşmemiş halkların özellikle anadilinde eğitim hakkından mahrum bırakılması, kendilerini geliştirecek birçok olanaktan yoksun kalmaları anlamına gelmektedir” dedi.
“ANADİLDE EĞİTİMİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER KALDIRILMALI”
Anadilinde eğitim taleplerinin önündeki en büyük engelin, dünyada hâkim olan ‘ulus devlet’ anlayışı olduğunu vurgulayan Nurgül Elveren, “Ulus devletler; asimilasyoncu, tekçi ve yasaklayıcı bir tutumla resmi dil dışındaki dillerin reddiyesi üzerine inşa edilmiştir. Bu anlayış, bir toprak parçası üzerinde yaşayan bütün etnik grupları ya da halkları ‘tek dilli’ konuşmaya, bu dilde eğitim görmeye ve diğer faaliyetlerini sürdürmeye zorlamaktadır. Dünya üzerinde yok olan, tehlike altında olan ve konuşulan tüm diller insanlık tarihinin ortak değeridir. Halkların kendi dillerinde konuşma, eğitim alma, yaşamlarını ve kültürlerini devam ettirmeleri sağlanmalıdır. Dilsel ve kültürel çoğulculuk ile toplumların barış içinde, bir arada ve özgürce yaşamaları mümkün olacaktır.
“ANADİLDEN KOPARMAK, ÇOCUĞUN YÜKSEK YARARI’ İLKESİYLE BAĞDAŞMAMAKTA”
Türkiye’de çok sayıda dil olmasına rağmen, Türkçe dışındaki bazı diller 2012 yılında çıkarılan seçmeli dersler genelgesi kapsamında, 5. sınıftan başlamak üzere seçmeli ders olarak okutulabilmektedir. Bir çocuğun ilkokul 5. sınıfa kadar ailesinden öğrendiği dilden kopması ve resmi dili öğrenerek bilime, sanata, kültüre ve eğitime erişmeye zorlanması; hem çocuk haklarının ihlali hem de pedagojik olarak çocuğun ruhsal, sosyal ve duygusal dünyasının parçalanması anlamına gelmekte, ‘çocuğun yüksek yararı’ ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Farklı dil ve lehçelerin seçmeli ders olarak okutulmasını öngören düzenleme, sorunun çözümü açısından yetersiz olmasının yanında, pratikte karşılaşılan güçlükler ve yaratılan engeller nedeniyle neredeyse imkânsız hale getirilmiştir. Yeterince öğretmen atanmaması, bir sınıfta en az 10 öğrencinin o dersi seçmek zorunda oluşu, eğitim araç-gereçleri ile ders kitaplarının eksikliği gibi zorluklar, zaten sınırlı olan bu hakkın kullanılmasını fiilen işlemez hale getirmiştir Ayrıca çocukların ve velilerin ders seçim dönemlerinde haberdar edilmeden idarenin uygun gördüğü (çoğunlukla da dini içerikli) derslere yönlendirilmesi ciddi bir sorundur. Ailelerin ve çocukların ayrımcılığa veya sosyal dışlanmaya uğrama endişesi de anadilde eğitim talepleri bakımından caydırıcı bir rol oynamaktadır.
“KÜRT DİLİ İLE LEHÇELERİNDE EĞİTİM HAKKININ ANAYASAL VE YASAL GÜVENCEYE KAVUŞTURULMASI, MESELENİN ÇÖZÜMÜNE ÇOK BÜYÜK BİR KATKI SUNACAKTIR”
Kürt meselesinin çözümü ve toplumsal barışın sağlanmasında, anadilinde eğitim hakkı kilit bir öneme sahiptir. Bu bağlamda Kürt dili ile lehçelerinde eğitim hakkının anayasal ve yasal güvenceye kavuşturulması, meselenin çözümüne çok büyük bir katkı sunacaktır. Devletin Kürt diline yönelik TRT Kurdî (TRT6) ve seçmeli dersler gibi düzenlemeleri önemli olmakla birlikte, hakkın özünü karşılayacak düzeyde değildir. Nitekim bu iyileştirmelere rağmen yaşamın pek çok alanında Kürtçenin kullanımı halen ciddi engelleme ve baskılarla karşılaşmaktadır. Mülki idari makamlar başta olmak üzere birçok idari karar ile Kürtçe tiyatro, sinema, konser ve benzeri kültürel etkinlikler yasaklanmaktadır. Cezaevlerine gönderilen Kürtçe kitap ve mektuplara el konulmaktadır. Kürtçe sokak, cadde veya yer isimleri konusunda idari makamların engellemeleriyle karşılaşmaktadır.
EN BÜYÜK BEKLENTİ ANADİL
Bir yılı aşkın süredir devam eden ‘süreç’, devlet tarafından farklı biçimlerde tanımlanıyor olsa da Kürtlerde haklı beklentilere yol açmıştır. Bu beklentilerin en önemlisi ise ana dilde eğitim hakkının tanınması meselesidir. Türkiye Cumhuriyeti, Kürt meselesinin çözümüne yönelik sorumluğunun gereği olarak ana dilde eğitim hakkı konusunda gerekli anayasal ve yasal düzenlemeleri hızlıca hayata geçirmeye çağırıyoruz. Ayrıca devlet; başta BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 17, 29 ve 30. maddelerine koyduğu çekinceler olmak üzere, taraf olduğu evrensel insan hakları belgelerindeki farklı dil, kültür ve inanç değerlerinin öğretilmesine olanak veren maddelerdeki çekinceleri derhal kaldırmalıdır. Eğitim alanında eşit ve özgürlükçü bir ortamın sağlanabilmesi için BM-UNESCO ‘Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Sözleşmesi’ne taraf olunmalı ve gereği yerine getirilmelidir.
Bu vesileyle, imzacı kurumlar olarak Dünya Anadil Günü'nü kutluyor; her bireyin en doğal hakkı olan kendi anadili ile eğitim alması ve dünya ile iletişim kurması hakkının ivedilikle hayata geçirilmesini talep ediyoruz” diye konuştu.